Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Fırat'ın Doğusu
9 Ekim 2019 Çarşamba / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Bugün siz değerli okuyucularıma gündeme dair paylaşımlarıma devam ediyorum.

Her zaman bahsini ettiğimiz yoğun gündemin zirveye ulaştığı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye diplomatik bir zafer kazanmış gibi görünüyor. Hem de ABD ve bütün yanlamacılarına karşı. Henüz biraz daha beklemekte fayda var.

Suriye’de Fırat’ın doğusuna TSK’nın operasyonu başladı. Allah yar ve yardımcımız olsun inşaallah. Külliyatlı bir operasyon. Operasyonun kapsam ve derinliği ile ilgili şu noktada konuşmağa gerek yok. Ancak Türkiye-Suriye sınırının Fırat nehrinin doğusunda kalan kısmının tamamı boyunca 30-40 kilometre derinliklerde bu operasyonun sürdürüleceği söylenebilir. Buna eş güdümlü olarak Irak içinde de faaliyetler devam ediyor. Bu; oldukça geniş bir sınır hattı ve muhtevaya işaret eder. Ancak Suriye’de söz konusu operasyonun başka derinlikleri ve açıları da olabilecektir.

Osmanlı Cihan Şümul Devleti’nin ilk padişahı olan Osman Gazi’nin babası olan, devletin asıl kurucusu Ertuğrul Gazi’nin, babası Süleyman Şah’tır. Yani Süleyman Şah, Osman Gazi’nin dedesidir ve kabri bilindiği üzere Suriye sınırlarında kalmaktadır. Esasen Tabka-Rakka dolaylarında olan kabir, Suriye’de rejim tarafından, son yıllardaki iç çatışmalardan yıllar önce, baraj yapılacağı bahanesi ile daha kuzeye, Türkiye sınırına nispeten daha yakın bir yere taşınmıştır. Yani Münbiç sınırları dâhilinde bir yere nakledilmiştir. Birkaç yıl önce ise daeş tehdidi ve pkk varlığı nedeni ile TSK’nın özel bir operasyonu ile Türkiye sınırları içerisinde tam sınıra sıfır noktadaki Eşme köyüne taşınmıştı.

Şimdi bu kabrin asıl yerine taşınması söz konusu olabilir. Ama hangi asıl yerine sorusu bu noktada önemlidir.

Bir de bilindiği üzere Sayın Cumhurbaşkanı tarafından güvenli bölge bağlamında uzun süredir bahsedilen ‘Türkiye’deki Suriyeli mültecilerin söz konusu güvenli bölgeye taşınması, güvenli hale getirilen bölgelerde kentler, köyler, altyapı teşekkülü’ gibi hususlar söz konusu idi. Bu konu; uzun, derin ve çok önemli. Şimdilik şu kadarını ifade edelim:

  • Almanya bu fikre ekonomik ve siyasi destek vaat etti.
  • Bu inşa süreci, Türkiye ekonomisine artı bir hareketlilik demektir.
  • Pakistan’da Türkiye’nin on binlerce hatta yüz binlerce konut işine girmesi fikri ve Türkiye-Malezya-Pakistan ortaklığında Türkiye merkezli bir televizyon kanalının kurulması girişimi ile birlikte son dönemde en önemli olaylardan birisidir.
  • Almanya’da da 500bini aşkın Suriyeli mülteci var. Avrupa’da muhtelif ülkelerde de var. Türkiye’de kayıtlı Suriyeli mülteci sayısı 3,6 milyon.
  • Ortaya çıkan tablodan şu anlaşılıyor; Türkiye’deki Suriyelilerin hepsi değil ama yarısından çoğunun söz konusu güvenli bölgelere taşınması planlanmakta
  • Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkelerinden de bu güvenli bölgeye Suriyeli mülteci taşınması gündemdedir. Ancak bu bir pazarlık payıdır. Üzerine de müzakere edilecek bir husustur. Bu da güvenli bölgenin anlam ve derinliği ile bağlantılıdır.
  • Söz konusu sınır hattı 450 küsur kilometre genişliğinde olup 30-40 kilometre derinliklerden söz edilmekte iken bu da 15.000 ila 20.000 km2’lik ciddi bir alan anlamına gelmektedir. Bu noktada Suriye’de pkk nın kontrol ettiği alan 50.000 km2’den fazla olup nerede ise Suriye’nin 3’te 1’i düzeyindedir.
  • Türkiye pkk nın Suriye’deki ve her yerdeki varlığının tamamen bitirilmesine yönelik mücadele etmektedir.

Türkiye’nin ilk etapta teşekkül ettirmek istediği güvenli bölgede (450 km genişlik ve 30 km derinlik) kürdler etnik olarak azınlıktır. Buralarda çoğunluk türkmenler ve arablardır. Yani bu bölgede türkmenler ve arablar birbirlerine yakın nüfuslara sahip iken kürd nüfusu ise bu bölgede hem türkmenlere ve hem de arablara nazaran kayda değer ölçüde daha azdır. Bölgede kayda değer ölçüde bir çerkes (kuzey Kafkas kökenli) süryani (asuri) nüfus da bulunmaktadır. Kürdler bu alanda sadece Afrin’de, Kamışlı ilçesinde ve Aynul Arab’ın (Kobane??) merkezinde ve Haseke’ye bağlı Irak sınırındaki Malikiye ilçesinde çoğunluktur. Bu yerleşimler söz konusu güvenli bölge hattında birbirinden kopuk küçük yekünleri ifade etmektedir. Bu anlamda Suriye’de bütünlüklü bir kürd beşeri havzası (Rojava??) yoktur. Suriye kürdleri içerisinde pkk ya destek ise azınlıktır. Aynul arabtaki (Kobane_company_ingilizce şirket demek) kürdler dâhil Suriye’deki kürdlerin (1 milyondan biraz fazla) hâlihazırda yaklaşık 3’te 1’i Türkiye’ye, yaklaşık 3’te 1’i Irak’ın kuzeyine pkk, esed ve daeş zulmünden kaçarak sığınmıştır. Suriye’nin içinde kalan kürdlerin içerisinde de pkk ya destek azınlıktadır. Bunların birçoğu pkk nın elindeki bölgede esir durumundadır. Aynı bölgedeki türkmenler ve arablar da pkk nın elinde bir nevi esir durumdadır.

Terör örgütü pkk bu bölgelerde arab, türkmen ve kürd gençleri, çocukları ve kızları zorla silahaltına almaktadır. Bu bölgelerde insan ticareti yapan, uyuşturucu kaçakçılığı ve kadın ticareti yapan yerel mafya ve çeteler pkk nın iş ortağıdır. Terör örgütü pkk nın diğer iş ortakları ise ABD, çeşitli AB ülkeleri, yer yer de Rusya, esed ve İran’dır. Zaten Suriye’de halkla rejim arasında çatışma ve rejimin soykırımı başladığından belli müddet sonra Suriye’nin kuzeyindeki söz konusu bölgeleri esed rejimi pkk ya peşkeşe etmiştir. Bunun nedeni Suriye’de halk hareketinin belini kırmak, halk hareketinin Türkiye ile sınır temasını mümkün mertebe kesmek ve Türkiye’ye karşı bir düşmanlık hareketinde bulunmaktı.

Söz konusu güvenli bölge derinliğinde kürdler ciddi anlamda azınlık ve kopuk kopuk bir nüfustur. Bu derinliği Türkiye pkk dan temizlediğinde ise daha derinlikte pkk nın elinde kalan topraklarda ise pkk önemli bir açmazla daha yüz yüze kalacaktır. Geriye kalan derinlikteki bölgede ise (Rakka, Tabka Deyre zur, Ebu Kemal, El Ömer, ilgili ilçeler, köyler ve çöl yerleşimleri vesaire) halk içinde kürd hiç yoktur. Dolayısı ile pkk nın istismar etmeye çalışacağı kürd de elinde kalmayacaktır. Ve terör örgütü pkk nın insan kaçakçılığı, organ kaçakçılığı, kadın ve uyuşturucu ticareti yapan mafyatik çete gerçekliği bütün çıplaklığı ile daha da belirginleşecektir.

Coğrafyada iki önemli nehir Fırat ve Dicle’dir. Dicle Fırat’ın daha doğusundadır. Kürdler tarihi geçmişte Dicle’nin doğu ve güneyinde İran’ın orta batı sınır bölgesinde meskûn idi. Buradan zamanla Irak’taki Süleymaniye ve çevresine, Dohuk, Zaho ve güney Van, Hakkâri hattına yayıldılar. Türklerin Anadolu’ya girişine paralel, türklerin müttefiki olan kürdler de zamanla Dicle’nin doğusundan Dicle’nin batısına Fırat’ın doğusu ile Dicle’nin batısı arasında, Anadolu’nun güney hattı boyunca birçok alana yerleştiler. Bu bölgelerde türkler de yayılma göstermiş olup türkler esasen, Artuklular’da da izleri görülebileceği üzere Bitlis, Van’ın kuzeyi, Muş, Bingöl, Batman, Diyarbakır, Urfa, Tunceli, Ağrı ve Mardin’e yerleşim göstermişlerdir. Bu bölgedeki türklerin bir kısmı günümüzde, Osmanlı-Safevi çekişmesi bağlamında mübadele ile İran’a geçmiş, İran’dan da bir kısım daha kürd nüfus gelmiştir. Bu kürd nüfusla kürdler Anadolu’da Diyarbakır’a kadar derinlemesine nüfuz etmişlerdir. Söz konusu türklerin geri kalanının bir kısmı günümüzde bölgede varlıklarını sürdürmektedir, bir kısmı ise kürd nüfus içerisinde, bünyesinde yaşamaktadır. Söz konusu bölgede Şanlıurfa, Mardin, Siirt ve Batman’da halen ciddi bir yerli arab nüfusu bulunmakta olup yine Muş’un Hasköy ilçesi ile Ağrı’nın ve Şırnak’ın az bir bölümünde de arab nüfus öbekleri vardır. Söz konusu bölge dışında ise Hatay’da ciddi, Adana ve Mersin’de ise nispi bir arab nüfusu olduğu bilinmektedir.

Anadolu’nun doğusunun güneyinde kalan Fırat ve Dicle nehirlerinin arasındaki bu bölgenin geçmişteki adı Cezire idi. Arabça bir kelime olan Cezire’den adını alan bölge, Malazgirt zaferinden önce de ve sonrasında da ciddi bir süre arab çoğunluklu olan, ermeni, süryani, rum ve çeşitli heterodoks inanç gruplarını da bünyesinde barındıran bir bölge idi. Burada zamanla türkler ve kürdler baskınlaşmıştır. Akabinde de türk-kürd birlikteliği dâhilinde kürd yoğunluğu daha da belirginleşmiştir. Osmanlı-Safevi çekişmesi soncu bölgede türk nüfus bir azalma, kürd nüfus ise bir artma göstermiştir. 1900-1918 yılları arasında Anadolu’da müslim-gayri müslim hesaplaşmasında (aynı hesaplaşma Balkanlar, Kafkaslar vesaire gibi Osmanlı ülkesinin muhtelif bölgelerinde de olmakta idi) bu bölgede ermenilerden kalan yerlere daha ziyade kürdler yayılım göstermiş, bölgenin kimi şehirlerinin merkezinde daha ziyade olan türkler ise söz konusu şehirlerde ziyadeleşen (sayıları artan) kürdlerle birlikte mezkûr bölgelerin yeni yapısını teşekkül ettirmiştir. Cumhuriyet tarihinde Anadolu’dan şehirlere ve orta ve doğu Anadolu’dan batı Anadolu’nun büyük merkezlerine olan göçün bir parçası olarak kürdler ve bunun dışında da daha farklı sebeplerle de söz konusu bölgelere göç eden kürdler hususu vardır. Ancak özellikle son 30 yıldır olan göçlerde, söz konusu bölgeden, daha ziyade türk ve arab nüfusu batı Anadolu’nun büyükşehirlerine çıkış yapmıştır. Özellikle yaklaşık olarak son on yılda, bölgede, Suriyeli karşıtlığı da kullanılarak pkk tarafından Mardinli-Siirtli-Şanlıurfa’nın muhtelif ilçelerinden yerli arablara karşı etnik sindirme, arındırma ve göç ettirme politikaları izlenmiştir. Şanlıurfa’da pkk sonuca ulaşamamıştır ancak Mardin’de ciddi ölçüde ve Siirt’te nispi ölçüde sonuca ulaşmıştır.

Suriye ve Irak’ta olanları pkk nın Türkiye içerisinde nasıl kullandığı ayrı ve önemli bir husustur ve ayrıca da ele alınmalıdır. Bunun yanı sıra Türkiye içerisindeki esedçilerin, dhkpc ve sair unsurların nasıl değerlendirdiği de ayrıca ele alınmalıdır.

Bu bağlamda Irak’ta TSK’nın yaptığı operasyonlar adı konmasa da ‘Dicle kalkanı’ ya da ‘Dicle pınarları’ olarak okunabilir. Ya da yarın öbür gün öyle okunabilir.

Rabbim Müslümanların hali pür melalini hayra tebdil eylesin inşaallah. Rabbim Suriye’de Irak’ta ve dünyanın muhtelif bölgelerinde mücadele eden askerimize yardım eylesin inşaallah.

Vesselam.

Veddua.

MEHMET ÇAĞRI KIZILTAŞ - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.