Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Fıtrata Dönüş Operasyonu
18 Eylül 2019 Çarşamba / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Bugün siz değerli okuyucularıma gündeme dair paylaşımlarıma devam ediyorum.

Tarihten günümüze insanlar temsili adeta kimlik timsali gibi kullanır olmuşlardır. İnsan ünsiyet kuran bir varlıktır. Zaten insan kelimesi ünsiyetten türemektedir. İnsan ki insanla, hayvanla, bitkilerle, eşya ile ünsiyet kurandır. Yani mesela bir elbiseyi severek giyersiniz, yıllarca giyersiniz, bir hatırat, hafıza birikimi olur. O elbise ile de bir ünsiyet kurmuşsunuzdur. Bu bir kutsiyet vermek değildir ama tamı tamına ünsiyettir.

İnsan nisyan ile maluldür demişler yani unutmak insanlığa dair bir haldir ama insan hafıza ile de anılır, değer kazanır ve hatta yükselir. Tabi unutmak da bir nimettir. Mesela çok yakın ve değer verdiğiniz bir kimseyi darı bekaya, yani baki yurda yolculadığınızda her gün ilk gün ki hafızayı taşımazsınız, taşıyamazsınız, bu bir insani haldir. 5 yıl sonra 10 yıl sonra anı andığınızda da (zikredip hatırladığınızda) evet içinizdedir, ancak ilk gün ki gibi değil. İş bu unutmaktır ve bir nimettir.

Hafıza da hatıra da unutmak da ummak da insana dair. Ve fakat ne için ve neye göre? Elbet her şey O’nun için ve O’na göre. Amenna ve saddakna. İşittik ve itaat ettik. İnandık ve doğruladık (tasdik ettik).

"Ummazsan küsmezsin. Küsmezsen kızmazsın. Kızmazsan bu âlemde geçinemeyecek ne var?" (Mehmed Zahid Kotku Hazretleri)

Özü itibari ile varlık hiyerarşisi denen bir şey var. İnsana düşen insanlığını bilmek. Hayvandan aşağı da olabilir meleklerden üstün de. Hattı zatında Rabbim insanı yarattı ve kâinatı hizmetine verdi. İnsanın cüzi iradesi var, Rabbın külli iradesine nazarla bir cüz. Melekler sürekli ibadet eder ama onlarda irade yok. İnsan ise kendi cüzi iradesi ile Allah’a yönelince onun lezzeti ve makamı daha farklı oluyor. He tabi, insan insanlığınızı bilmezse, hayvandan daha aşağı alçalır. Çünkü zulmetmiştir. Hayvanın hayvanlığını yapması alçakça olamaz, o varlık hiyerarşisindeki yerindedir, yani zulmetmemiştir. Zulmetmek; eşyayı yerinden etmektir.

Muhammed Hamidullah irfan ekolü (tarikat_tasavvuf) ile ilgili özetle ve mealen şunları beyan etmişti ‘İnsana melekleşme farz değildir. Ancak insan olup da melekleşmek Allah’ın takdir ve taksimidir ve bütün insanlara nasib olmaz. İnsan melekten üstündür. Ama insan olarak halkedilip melekleşenler daha yukarıya tekâmül edenler, ötelere erenlerdir.’

İnsan da elbet insanlığını bilmeli. Bunun en kâmil manadaki yolu hakk din olan, ed dyn olan (the din) ve Allah indinde (katında) tek din olan İslam. İslam ha şa fıtratla çelişmez, çekişmez ama onu tekâmül ettirir (olgunlaştırmak). Bu yüzden her çocuk fıtrat üzere yani İslam üzere dünyaya gelir. Bugün hepimiz post modern dünyada küresel ölçekte fıtrat bozumuna, yapıtaşlarımıza kadar yapı bozumuna maruz kalma tehlikesi ile karşı karşıyayız.

Birisi ‘sizi rahatsız etmeye geldim’ demişti. Yani maruz kalmamak maruz bırakmak. Biz nerede durduğumuzun farkında mıyız? Elimizde tuttuğumuz ve tasdik ettiğimizi söylediğimiz (Kur’an-ı Kerim) Hakikattir. Dolayısı ile biz maruz bırakan olmalıyız. Tesir etmeliyiz. Ancak bu öyle bir haldir ki eğretilik kaldırmaz. Yani bangır bangır bağırmamıza, gürültü yapmamıza, buradayım dememize, caka satmamıza gerek yoktur. O zaten olmuşluğun dışa vurumu itibari ile kendiliğindendir. Fıtridir, fıtrata dairdir. Zira hakikate şahidlik etmektir ki bunun en yüksek boyutu da şehadettir.

Bugün fıtratı kayıklar, ayran gönül imanlılar, pornografik merhamet dilencileri, cibilliyetsizlikler, güvensizlikler, şahsiyetsizlikler sarmış dört bir yanı. O erkek, o kadın, bu çocuk, şu türk, bu kürd, o arab, falan Papua Yeni Gineli ve filan Alaskalı, daha fazla ‘kadın hakları’, daha çok ‘pozitif ayrımcılık’, daha iyi ‘çağa uyum’ isteyeceğimize, ne zaman ‘İslam ahlakı’ ‘İslam ahkâmı’ isteyeceğiz? Battıkça, ilacı daha da çok bataklıkla aramaya devam ediyoruz. Şuna göre buna göre, bana göre sana göre ahkâm kesme hakkını bize kim verdi. Muhkem ve kadim olan ha şa yerli yerinde değil mi? Yerimizi ve duruşumuzu kaybeden, tarihte tatile çıkan post modern çağda düzenli mesai ile işler kovalayan biz değil miyiz? Sen değil misin Müslüman? Sen değil misin ey halkım? Ben değil miyim?

Bir şiirinde İsmet Özel şöyle der:

Top mermisi, kör testere

Defalarca boyanmış çaput parçaları

Sıkıştırdık günlerimiz arasına ki

Serazat kahkahalar atalım

Yapmacıktan nefretimiz

Sebep olsun kavgamıza

Bekleyiş arzından kovsunlar bizi

Ne Yemen biraz öncemiz diyelim

Ne biraz sonramız Meksika

Biliyoruz günden güne çopurlaşan yer yuvarlağında

Bizleri yan çizen birer hemşehri haline sokan nedir

Çırpını çırpını giden atlardan indik

Girmek için patavatsız yurttaşlar sırasına

Zihnimiz, acizlerin şikâyetleri sığacak kadar

Kanırtılırken ses etmedik

Öcümüz alınacak korkusuyla irkildik

Kaldıysa bir soru içimizde

O da bir şey:

Nerededir yerle gök arasındaki ulak,

Nerde biz? .

Ve yine İsmet Özel bir konuşmasında özetle şunu söylüyor ‘bu ülkede insanlar (Müslümanlar) İslam’ın gereğine inanmıyorlar’.

Bunun üzerine düşünmeli. Fıtrata dönüş operasyonunu başlatmanın zamanı gelmedi mi?

Vesselam

Veddua.

MEHMET ÇAĞRI KIZILTAŞ - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.