Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Tavır Ahlakı
21 Ağustos 2019 Çarşamba / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Bugün siz değerli okuyucularıma gündeme dair paylaşımlarıma devam ediyorum.

Zor bir süreçten geçiyoruz. Suriye’de katliamlar devam ediyor. Türkiye; Rusya, ABD, İsrail, Hindistan, Çin ve İsrail yönetimleri gibi kâinat şerefsizleri arasında mazlumlara bir kurtuluş koridoru açmaya çalışıyor. Çok acımasız bir dünyada yaşıyoruz. Buradaki acımasızlık ve şerefsizlik, insanların oluşturduğu küresel hayat koşulları ile ilgili.

Bunda en büyük pay batının (ABD, AB), sonra Rusya’nın, Çin’in, İsrail’in, Hindistan’ın. Müslümanların baş ve büyük kabahati ise kendi olmamak. İslam dünyasının sorunları çok derin ve çetrefilli. Suriye’de İdlib merkezli bölgede esed katliamları yoğunlaşarak devam ediyor. Bir de yaşadığımız ülkede esedi destekleyen zavallılar var. Bunlar bir de utanmadan kalkıp ‘ülkede yaşam kalmadı, vatan kalmadı, adalet kalmadı’ diyebiliyor. Bunların kalması için içimizde ve dünyada, hakikatin penceresini bu kadar arsızca yırtmaya çalışan zavallılara Hakikatin yüksek perdeden hatırlatılması gerekir. Esedin nasıl bir çukur olduğunu, onu desteklemenin aşağılık bir durum olduğunu, idare-i maslahatçılık rolüyle yine esede destek çıkanların insanlıktan nasibsiz olduğunu yüksek sesle haykırmak gerekmez mi?

Tabi ki bu tabloda AK Parti’nin, dindarların, muhafazakârların, bizlerin cibilliyetsizlikleri, yetersizlikleri maalesef ki söz konusudur. Bölge hercümerç olmakta. Türkiye ise içte ve dışta yeni güvenlik mahiyetleri geliştirmektedir.

Seçim sürecinden gecikmeli olarak da olsa çıkmış olmak bizi daha gerçekçi meselelerle odaklanmaya itti. Olması gereken buydu. İdlib merkezli bölge için Türkiye mutlaka yeni bir insiyatif geliştirmeli. Fırat’ın doğusunda ABD ile irtibatla bir girişimde bulunacaksa da kesinlikle ABD’nin attığı oltalara gelmemeli.

Irak’ta operasyonlar yoğunlukla sürmekte. Hükümet ve devlet ciddi bir yükün altında ancak şunu da biliyoruz ki bunları kotarabilecek maharet ve imkândadırlar.

Bakın! Doğu Türkistan’a, Filistin’e, Mısır’a, Arakan’a, Özbekistan’a, Sudan’a, Kırım’a, Yemen’e, Libya’ya, Sri Lanka’ya, Keşmir’e, Kafkaslara, Balkanlara ve nice bilad-ı İslam’a (İslam beldeleri)! Sonra birilerinin size yüzsüzce dengelerden bahsettiğini, dindar eleştirisi yaptığını, sisi-esed vs gibi yeryüzü zalimlerinin veçhelerinin en necisiyle bağlantı kurmaktan dem vurduğunu göreceksiniz!

İşte bu kimilerinin kast ettiği yer, Osmanlının yere düştüğü yerdir. Osmanlıyı orada uyuşuk vaziyette uyutmaya devam etme isteğinin adıdır bu refleks.

Biz ise tam da o yerden ayağa kalkmak durumundayız.

Bu ise gerçekten yeniden tavır ahlakını kazanmakla mümkün olabilecektir. Esas bunun adı aşktır. Yani istemek. Hakikaten istemek. Ariflerin aşktan kastı budur. Tavır ahlakı kaybedildiğinde, perspektifinizi, paradigmanızı kaybetmiş, tarihteki yerinizi teslim etmeye başlamışsınız demektir.

Hepimiz cahiliz bu dünyada. Bizim öğretimiz bize ‘ne kadar çok bilirsen o kadar bilmediğini anlarsın’ düsturunu verir. Hakikatte hepimiz cahiliz. Peki, ‘cahil insan’ dediğimizde kastımız nedir? En fazla fazla, kast ettiğimiz o insan(lar)dan biraz daha bilgili olabiliriz. Ancak esasen bu gibi yakınmaların temelinde-eğer ki kabalama bir nefs ve egoyla hareket edilmiyor ise- esas kast edilen ‘tavır ahlakından yoksunluk’tur. Hareketlerdeki tutumlardaki yozluk, çarpıklık, tutarsızlık, çapsızlık, orantısızlık, dengesizlik, cibilliyetsizlik, kuru cüretkârlık, kendi postuna özen gösterip mahlûkata sırtını dönmek vesaire vesaire.

Esesan ‘cahil’ şikâyet ve ithamımızın dibinde bu rahatsızlık vardır. Dolayısı ile hâlihazırda toplum olaraktan bu yönden de cahil durumdayız. Zira tavır ahlakından yoksunuz. Hakikat bizim umurumuzda olmazsa, İslam’ın bu ülke ve dünya için temel gerek olduğunun tefrikinde olamazsak, bizim Müslümanlığımız yeryüzünü imar ve inşada, ıslahta harekete geçebilir mi?

Elbette ki sorun ha şa İslam’da değil, bizlerde, bizim yaşadığımız Müslümanlıktadır kardeşler.

Vesselam

Veddua

Not: Vefat eden büyük tarihçi ve edebiyatçı, T.C. Kültür Bakanı Yardımcısı Sayın Prof.Dr. Haluk Dursun Beye Rabbim’den rahmet dilerim. Mekânı cennet olsun inşaallah. Yakınlarına sabırlar dilerim.

Daha ilk gençliğimizde; İstanbul’da Yaşama Sanatı ve Nil’den Tuna’ya Osmanlı kitaplarının etkileyeciliğini müşahede ettik. Kitapların ilkinde, ihtiyacımız olan ‘İstanbulluluk’ duygusuna ciddi göndermeleri bulunmaktadır.

MEHMET ÇAĞRI KIZILTAŞ - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.