Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Kötüye Kötü Demek ve Ötesindeki Yol Haritası
10 Temmuz 2019 Çarşamba / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Bugün siz değeri okuyucularıma gündeme dair paylaşımlarıma devam ediyorum.

Türkiye artık seçim gündeminden hızlı çıkmalıdır. Seçim sonrası o uzun erimli, ileri ufuklu, geniş sabır salınımlı sürece geri dönmemiz gerekmekte. Tabi bu noktada bölgede olanları pey der pey aktarmaya ve değerlendirmeye devam etme gayretindeyiz.

Ne olmakta olduğunu kısaca hatırlayalım. Ancak onun öncesinde birkaç noktaya değinelim. Bilindiği gibi geçtiğimiz günlerde sapkınların bir yürüyüşü oldu. Zamanında toplumun ‘sapıklık’ olarak addettiği şeylere bu güruh (milli ve dini değerlerle sorunlular kulübü) ‘olur mu hastalık’ diyordu. Millet ‘tamam hastalık’ dedi, bugün ise ‘olur mu tercih’ demekteler. Ki konu 4 baş harfle ifade edilenden daha fazla sapkınlık yollarını içermekte olup bunlar da zaman içerisinde piyasaya sürülecektir.

Abidik gubidik, toplumumuza asla uymayan düzenlemeleri, ekonomik buhran ve de ahlaki çökelme paralelinde topluma sunan anlayış, toplumda cinayetlerin artması üzerine vites yükseltir iken, herhangi bir vicdana sahip olduğu yanılsaması paralelinde ise de gerçeğin sadece bir yüzünü - o da falsolu ve sapmalı olarak - öne çıkartıp diğer yüzlerinin ise üstünü örtmektedir.

Bu süreçte gelinen noktada, seçimler sürecinde ve seçimlerden sonra da CHP ve hdp nin eşcinsellik ve türlü çeşit sapkınlıklarla ilgili tavrını ise açıkça gördük. Özellikle hdp için bu durum yıllardır böyle, Türkiye’de hangi alanda arıza çıkartılabilir noktasına bakan, dikkat kesilen ve buna payandalık yapan bir partiden söz ediyoruz. Ya peki CHP? Bu partinin on yıllardır, her zaman darbe yandaşlığı ve yancılığı ile aldığı yolu ve milletin değerleriyle verdiği savaşı hepimiz biliyoruz. Toplumu bölen, aile ve fıtrat düşmanı ve sapkınlık dostu söz konusu ögelerin CHP tarafından kabulü de ortadadır. En son geçtiğimiz gün ki sapkın yürüyüşte ise söz konusu yapıların bu gayri ahlaki tutumu tavan yaptı. İYİ Parti dediğimiz parti ise bu noktada da bu iki oluşuma payandalık yapmayı tercih etmiştir.

Kötüye kötü demek..

Ancak bu süreçlerden iyileşme beklemek noktasında umutlu olabilmek için çok bir sebep yok. Zira ortada bu noktada maalesef aşağı, ucuzcu bir siyaset ortamı var. AK Parti de bunun parçası ve müsebbiplerinden birisidir. Hakeza ortakları da. Her ne kadar AK Parti’nin partizanları bu gibi durumlarda, anlık tepkiler, yanıltıcı bilgiler ve toptancı furya ile hareket etse de ve patlama olduktan sonra ağızlarında laf çürütseler de, olayın aslı bundan ötedir. Zira söz konusu sapkınlık yürüyüşü ortaya çıktıktan sonra AK Parti’nin partizanları tepki göstermektedir. Bu ise lokal olup gerçeğin tamamını temsil etmeyen bir duruştur. Mesela muhalefete yakın bir kanalın yaptığı ahlaksız yayınlara ya da eşcinsel içerikli yayınlara tepki gösterirler hâlbuki iktidara yakın kanalların da bundan hiçbir eksiği yoktur, bizatihi eşcinsel içerikli yayınlar yapmaktadırlar.

Mesela; söz konusu yürüyüşe tepki gösterirler, ancak bunun temelinde AK Parti icraatlerinin harcı olduğunu görmez ya da görmezden gelirler. Burada CHP, hdp ve vesairenin tavrı yine en az o kadar ilkesizdir ‘biz bir şey yapmadık ki bu, AK Parti’nin geliştirdiği bir şey’ gibilerinden bir şeyler mırıldanırlar. Olan halka olur, hakikat konuşulamaz, bir halk göz göre göre kurban edilir, hem de saçma sapan particiliklere.

Yol haritası..

AK Partinin 2014 yılında sessizce yürürlüğe soktuğu, batı kakması ve dayatması olan İstanbul Sözleşmesi ile her türlü cinsel (eşcinsel) sapkınlığın önü açılmış, kolaylaştırılmış, devlet eli ile adeta propagandasının yapılacağı taahhüdünde bulunulmuş, eş cinselliğin anlatılıp öğretilmesi milli eğitim müfredatına konulması vaadinde bulunulmuş, birkaç pilot okulda uygulanmış, ‘toplumsal cinsiyet eşitliği, nötr cinsiyet’ gibi saçmalıklar bizatihi hükümetin literatürüne sokulmağa çalışılmıştır. Bu gibi yaklaşımlar Türkiye’de uzun on yıllardır olmayacak bir şiddette, aileye, ahlaka ve nesle karşı girişilen bir anlayışın bekçiliğini üstlenmiştir.

Feminizm; kadın faşizmidir. Kapitalizm elbette ki feminizme âşıktır, çünkü erkeğin değil ama kadının fıtri zayıflıklarından daha iyi gelir elde edebileceğini keşfedeli çok olmuştur. Feminizm bir sapmadır. Batı dünyası içerisinde, modernitenin oluşturduğu ‘kadının ağır koşullarda çalışması’ dayatmasına tepki olarak doğmuş ve fıtratı bozuk yaklaşımları dâhilinde radikal noktalara ilerlemiştir. Feminizmin gündemi aşama aşama olup bunun nihai noktası ise sözde ‘yanlış bir yapıya sahip olan erkeğin erken yaşlardan itibaren erkekliğinden koparılması ve ehlileştirilmesi’ne dayanmaktadır. Türkiye’de ise henüz hâlihazırda, modernitenin keşif kollarından birisi olarak feminizm; erkek kadın eşitliği, kadınlara erkeğe daha yatkın kabiliyet, mekân ve zamanlarda pozitif ayrımcılık gibi söylemler üzerinden gitmektedir. Ancak maalesef ki görüldüğü üzere AK Partinin içerisindeki kimi, dindar kökenden gelen insanların kadın oluşumlarının kadın asabiyesi (feminizm_kadıncı faşizm) tavırları Türkiye’deki sol menşeyli feminizmi bile sollamıştır. Dışarıdaki bir kadının bir erkekle ilgili şikâyet ya da beyanında herhangi bir şahit aranmadan erkeğin hapse alınabildiği bir ülkede yaşamaktayız. Dolayısı ile bir kadın, hiç tanımadığı bir erkeğe iftira atıp ona çektirebilir, ağır zarar vermek istediği bir tanıdığına zarar verebilir. Yine; boşanmaların hayli arttığı Türkiye’de kadınlar çok çok kısa süreler evli kaldıkları eşlerinden uzun yıllar boyu nafaka alabilmektedirler. Bunlar hep son yıllarda AK Partinin ilgili bakanlıkları mahareti ile atılmış olan adımlardır.

İstanbul sözleşmesinde; çocuklara eğitimde, uzun yıllar cinsiyetlerini öğretmemek, cinsiyetsiz bir eğitim vermek ve nihayetinde çocukların kendi düşünceleri ile kendilerine cinsiyet seçmeleri gibi noktalar vardır. Görüldüğü üzere AK Parti içerisinde sözde dindar menşeyli birileri, feminizm faşizmini en ileri boyutu ile uygulamaya geçirmiş bulunmaktadır.

Adım adım uygulamaya konan İstanbul Sözleşmesi dâhilinde 15 Temmuz Şehitler köprüsü de geçtiğimiz yıl sapkın örgütün renklerinde aydınlatılmıştır. Söyleyin o zaman bu noktada o ya da bu partinin particiliklerinin bak dediği yerden bakarak sorunun boyutunu görüp çözmek mümkün mü?

Bu bağlamda kesinlikle ve kesinlikle İstanbul Sözleşmesi iptal edilmelidir. Her ne kadar AK Parti içerisinde, hükümet içerisinde, komisyonlar kurarak canhıraş bir şekilde bu konuyu savunan ve çalışan kişiler, yetkililer, kurullar, kurumlar, milletvekilleri ve bakanlar olsa da.

Bu konuda Viyana’da (ve daha pek çok batı kentinde) 1993 ve benzeri yıllardan bu yana, yıllarca sapkın yürüyüşler ve sokakta aleni çirkinlikler, ahlaksızlıklar, iğrençlikler yapılmış, toplumun kanıksayıp tepki göstermemeye başladığı noktada artık bu tarz yürüyüş ve necis eylemlere son verilmiştir. Zira toplumsal kabul noktasına erişilmiş, halk bunu en yakınından en uzağına kadar ‘normal yaşanır bir durum’ olarak kabullenmek noktasına itilmiştir. Türkiye’de yapılmak istenen de budur, İstanbul Sözleşmesi gibi düzenlemelerle bu hedefe daha hızlı ulaşılması hedeflenmiş olabilir. Bu noktada en iyi mücadeleyi, devletten ziyade STK’ların verebileceği de söylenmektedir. Ancak hükümete düşen bu tarz sapkınlıkları destekleyici değil önünü kesici olmaktır. Bugüne kadar bu tarz yürüyüş ve benzeri girişimler; Alperenler (Nizam-ı Âlemciler), AGD, Hür Dava Partisi (Hüda Par), Ülkü Ocakları, MGV, Akıncılar üyeleri tarafından engellenmiş ya da akamete uğratılmıştır. Ancak bütün bu tepkiler son birkaç yıldır hükümetin tutuklama, gözaltı, yıldırma, polis müdahalesi gibi girişimleri ile engellenip, seyreltilip ortadan kaldırılmıştır.

Ülkemiz; Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Suriye’de, Kıbrıs’ta, Karadeniz’de, Sudan’da, Somali’de, Kosova’da, Afganistan’da, Bosna’da, Katar’da, Mısır’da, Irak’ta, Azerbaycan’da vesaire adaletin tesisi ve halkımızın kendi olarak varlığı için bulunmaktadır. İçeride olanlar dışarı ile hayati bağlara sahiptir.

Böyle bir noktada bu gibi bir hususun neden bu kadar meydana çıkarılmaya çalıştığı hususunu düşünmek gerekir. Hem de terör örgütleri, geleceğin terör örgütleri, yapay zekâ ve robotlar, batıda nüfus politikaları ve batının sapık kültürel ögeleri bağlamında bu düşünmeyi yapmak gerekir.

Daeş, fetö, pkk, dhkpc nedir, ne içindir, geleceğin terör örgütü ve adam devşirme usulü nedir, Çin’in ordusu-ABD’nin ordusu-Rus ordusu-AB’deki ordular ne durumdadır, ülkemiz ve İslam dünyası bu bağlamda ele alınması elzem hususları ifade etmektedir.

Rabbim akıbetimizi hayr eylesin inşaallah, bizlere çıkış kapıları nasib eylesin, selamete erdirsin inşaallah.

Vesselam.

Veddua.

MEHMET ÇAĞRI KIZILTAŞ - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.