Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
ANAP olmak kötü mü?
5 Temmuz 2019 Cuma / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Bugün siz değerli okuyucularıma gündeme dair paylaşımlarıma devam ediyorum.

Bölgede tansiyon yüksek. Türkiye’nin Libya ve Doğu Akdeniz’de aldığı insiyatifler ortada. Bunun muhtemelen devamı gelecek. Suriye içlerinde de esed bağlantılı konular var. Diğer taraftan ise Irak’ta Hakurk’a operasyonlar devam ediyor.

Küresel düzeyde ise gündem malum. ABD, AB, Rusya vesairede acil toplantı çağrılarının yapıldığı belirtildi. Trump’ın öldüğü iddia edildi. Bir başka iddia ise Rusya’nın sahip olduğu, dünyanın en ileri denizaltısının mürettebatının ABD’ye iltica etmek istediği yönünde. Dolayısı ile de Rusya’nın söz konusu gemi ABD’ye iltica etmeden içindeki mürettebatı öldürmeği planladığı söylendi. Ama her şey bir kenara Temmuz ve Ağustos aylarında küresel düzeyde önemli gelişmeler olabileceği anlaşılıyor.

Türkiye’de ekonominin 2019 sonu ve 2020 başına kadar aynı ya da nispi bir iyileşme ile yoluna devam edebileceği söylenebilir. Erken seçim iddiaları ise yersiz ve yurtsuz görünmektedir. Doğru olan yerel ve genel seçimlerin 2023 yılı içerisinde, tarihinde yapılmasıdır. Ki belki seçimlerin selâhiyeti anlamında, yerel seçim kendi içerisinde 1-2 ay erkene alınabilir. Ya da 2023’teki bütün seçimler birleştirilebilir. Ancak bunlar bugünün mevzuu değil. Özetle, ülke için doğru olan da seçimlerin 2023’te zamanında yapılması olup muhtemelen olacak olan da bu görünmektedir.

Yakında G20 zirvesini geride bıraktık. Japonya ev sahipliğinde Türkiye’nin Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan önderliğinde önemli görüşmeler yaptığı görüldü. Akabinde ise Çin ziyareti. Çin ile ilişkilerde önemli derinlikler kaydedildiği görülmekte. Elbette ki ülkemizi olduğundan büyük görme yanlışına düşmemeliyiz. Ancak olduğundan küçük görme yanlışına da düşmemeliyiz. Türkiye; Atlantik ve Avrasya arasındaki belirleyici güçlerden birisidir. Türkiye’nin hangi safta yer alacağı, galibin adını koymada en etken parametrelerden birisidir. Ayrıca ABD’nin de Çin’in de önemli zaaf alanları günden güne daha da temayüz etmektedir (gün yüzüne çıkmak). Böyle bir ortamda Çin ziyaretinde Doğu Türkistan’dan bahsedilmemesi, hem de zulüm en karanlık dönemine ulaşmışken, Türkiye, Çin’e karşı kayda değer avantajlara haizken bunun yapılmaması önemli bir eksikti. Bu mutlaka yerine getirilmeli idi. Cumhurbaşkanlığı danışmanlığından yapılan açıklamada ‘Sincan (Çince ‘yeni sömürge bölgesi’ anlamına gelmekte olup Doğu Türkistan için orayı sömüren güçlerin kendi nazarıyla kullandığı bir kelimedir. Ankara’nın Sincan ilçesi ile kelime kök manası da dâhil herhangi bir ilişiği yoktur) özerk bölgesinden bahsetmemiz sonucu Çin bu konuda bize ayrıca randevu verdi’ minvalinde bir açıklama yapmıştır. Ki açıklamanın kendisi ilave bir açıklamayı gerektirir görünmektedir. Bu açıklamanın daha uzun metnine ulaşmaktan bahsetmiyorum, açıklamanın kendisinde ilave bir muhteva (içerik) gereksinimi göze çarpmaktadır.

Türkiye devletinin Atlantik ve Avrasya arasında aktif denge politikası güttüğünü hatırlatalım, meseleleri biraz da bu anlamda da seçimlerden bağımsızlaşarak düşünmeğe çalışalım. Evet, büyük resme bakmak yer yer anlamlıdır, ama büyük resme bakan, doyan, anlayan adam parti odaklı anlamlandırmaları da artık seyreltmeğe başlar. Ancak son dönemde büyük resim ağırlıklı olarak parti(ler) hizmetine sunulmuş bir şekilde kullanılmaktadır.

ANAPLILAŞMAK..

Sıkça kullanılan bir tabir. ‘Böyle giderse sonları ANAP gibi olur’, ‘ANAP ta böyle olmuştu’, ‘yakın tarihi anlamak istiyorsan git bir ANAP’a bak’, ‘Efendim onu Cumhurbaşkanı yaparsa, başbakanlık şöyle olursa, ANAP’ın başına gelen bunların da başına gelebilir’, ‘hep eski ANAP’lı siyasetçiler yüzünden bu böyle oldu’, ‘abi onlar bizimkilerden değil ki bakma sen, hep eski ANAP’lılar’ vesaire vesaire uzun yıllardan beri çok kez duyulan söylemlerdir.

ANAP olmak kötü mü?

ANAP Türkiye siyaset tarihinde önemli bir partidir. Hem de Demokrat Parti ve Ak Parti ile birlikte, Türkiye siyasi hayatında, halk iradesi ile en uzun süre iktidarda kalmış, en yüksek oy oranlarına en uzun sürelerde ulaşan 3 partiden birisidir. Bunların yanına biraz da Demirel’in Adalet Partisi (ve Doğru Yol Partisi) yerleştirilebilir. ANAP siyasi hayatımızda önemli etkiler bıraktı. Ülkenin geneli için de dindar sağ seçmen için de o tarihler itibari ile birçok noktada umut ve güven kaynağı algısını ciddi anlamda doyurmuş ve tahkim etmiştir. 28 Şubat’ın ilk karanlık yıllarında Turgut Özal’ın şahsi özelliklerine ve partisiyle birlikte siyasi gücüne hasretle atıf yapan çok olmuştur. Rahmetli Özal, ANAP’ta 4 ana siyasi eğilimi birleştirdiğini söylerdi. Bunlar için de özellikle ülkücüler ve dindarlar da vardı. Dindarlar anlaşıldığı kadarı ile anlayış olarak Refah Partisi’ne oldukça yakın olan, kadro olarak İskenderpaşa Cemaatinden ciddi anlamda beslenen, liderlik olarak ise Rahmetli eski Cumhurbaşkanı Özal’ın kardeşi, yine birkaç yıl içerisinde vefat etmiş olan Korkut Özal etrafında toplanan bir yapı ile ANAP içerisinde vardılar. Bilindiği üzere ANAP, somut kalıcı kazanımların yanı sıra ülke için dindarlar ve/ya sağcılar tarafından yer yer içten içe manevi kayıplara yol açıcı fiillerin de sahipliğinde değerlendirilmiştir. Esas itibari ile Özal’ın Cumhurbaşkanı olması sonrası, sağ ve dindar yapının irili ufaklı birçok kolunu, ekolünü, fraksiyonunu bünyesinde toplayan ANAP, çöküşe geçmeye başlamış, Yıldırım Akbulut liderliğinde bir süre vaziyeti idare edebilse de Mesut Yılmaz döneminde hem düşüşü ve hem de mütedeyyin kitlelerden uzaklaşması hızlanarak devam etmiştir.

Günümüzde ve uzunca süredir sıkça kullanılan ‘ANAP’laşmak’ tabiri; yozlaşmak, bozulmak, parti olarak da düşüşe geçmek bağlamlarında kullanılmaktadır. Buna ilaveten söz konusu, fikriyat temeli fazla olmayan, yer yer de faydacı bakış açısına haiz olan, ancak Türkiye’nin hem toplumsal şartları ve hem de iç-dış baskılarla ancak böyle bir parti yapısı ile sağ-dindar-muhafazakâr kesimde en çok oyu toplayabildiği sabit olan anlayış (DP-AP-ANAP-AK Parti_ki AK Parti biraz daha farklıdır bu bağlamda) geçmişte (AK Parti öncesi) Milli Görüş’ün, İslamcıların, Ülkücülerin pek de hoş bakmadığı, haklı olarak eleştiriler getirdiği bir teşkilatlanma ve anlayış yapısıdır.

Söz konusu husus dindarların, İslamcıların ve yine ilgili siyasi anasırın (unsurlar) üzerine tekraren kafa yormasını gerektiren bir noktaya işaret etmektedir. Yine bu bağlamda söz konusu ANAP’laşmak tabiri ile yer yer de kadroların (söz gelimi AK Parti içinin) daha çok ANAP tıyneti ve zihniyetinde insanların ağırlığına geçtiği anlamına kaymaktadır. Söz konusu kaygı da yerine göre doğru olmakla birlikte, ANAP ile ilgili artık karalama ve haksız itham noktalarına gelebildiğini de görmek gerekmektedir.

Zira ANAP siyasette iz bırakan bir ekol, okul, anlayış ve çizgidir. Siyasetçilik ve devlet adamlığı tecrübelerine haiz, bir bakış açısını bünyesinde tutan bir havuzdur. AK Parti’nin ilk dönemlerinde ve sonralarında yıllarca önemli bakanlık görevlerinde bulunmuş birçok ANAP kökenli vardır. Ayrıca AK Parti’nin ilk dönemlerinde tevazu ile vekillik vesaire görevini ifa edip bir kenara çekilmiş de çok sayıda değerli ANAP kökenli halk adamı siyasetçi de bulunmaktadır.

ANAP olmak bir kalemde yozlaşmaya eşitlenmekten fazlasıdır. Bunu teslim etmeliyiz ki hem hakkı hukuku yerine koyalım hem de doğru düşünebilelim. AK Parti’de yozlaşma bandında hâsıl olan şeylerin kimisi ANAP’ın kötülediği dönemdekinden daha ağır raddelerdedir. Niteliği daha farklı olan arızalar da bulunmaktadır. Dolayısı ile her şeyi ANAP’laşmak diye kodlayarak bunu da bir çöp kutusuna dönüştürmek, hem gerçek arınmayı, temizlenmeyi temin etmeyecek ve hem de bir ilerleme kaydedilmesine imkân vermeyecek ve hem de bir siyasi haksızlığı beraberinde getirecektir. Bunu, ANAP siyasetine karşıt ciddi kayıtları olan bir kişi olarak söylüyorum. Ayrıca şu da unutulmamalıdır ki, AK Parti siyasi diline haiz olup her kötülüğü ANAP’laşmak diye kodlayan bir siyasi kavrayış var, ancak bu kavrayış sahipleri, unutmaktadır ki (ya da unutur gibi yapmakta) AK Parti halen o ANAP’la aynı ana hattadır, yakın dönemde de çıkması ve daha farklı ve daha iyi bir siyasi paradigmaya geçmesi mümkün görünmemektedir.

Bu yazıyı; ANAP’vari olduğu iddia edilen yeni muhtemel oluşumlara bir projeksiyon olarak kaleme almadım. Zaten ben öyle bir hava da sezmiyorum. Bunu; mevcut AK Parti siyasi, kültürel, sosyolojik, ekonomik varlığı, yapısı ve tabanı ile ilgili doğru ve sağlıklı düşünce tekâmülleri kaygısı ile dile döktüm.

Allah sonumuzu hayretsin inşaallah.

Vesselam. Veddua.

MEHMET ÇAĞRI KIZILTAŞ - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.