Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Mehmet Çağrı KIZILTAŞ
Refahtan Hazzetmeyenler Klübü
1 Temmuz 2019 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Bugün siz değerli okuyucularıma gündeme dair paylaşımlarıma devam ediyorum.

Libya’da, Doğu Akdeniz’de, Suriye’de ve Irak’ta Türkiye’nin ciddi bir hareketliliği söz konusu. Ne demişti şehid Mursi ‘Türkiye doğu Akdeniz’e indiğinde biz kazanacağız’. Mevzu uzun.

ABD’nin İran’a karşı atarları devam ediyor, bölge sıcaklığını koruyor. Japonya’da ise G20 zirvesi gerçekleşti. Türkiye, Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan liderliğinde iyi bir performans gösterdi. Özellikle Trump’ın Obama dönemi ile ilgili özür dilemesi önemli idi.

Yerel 2019 seçimleri tamamlanmıştır. AK Parti ve Cumhur İttifakının net galibiyeti ile noktalanmıştır. Hatay CHP’de idi, CHP’de kaldı, Adana ve Mersin MHP’de idi, CHP’ye geçti, ancak buralarda doğrudan bir AK Parti başarısızlığı söz konusu değil. AK Parti’nin başarısızlığı İstanbul ve Ankara’yı CHP’ye kaybetmiş olmasındadır. AK Parti’de (en) büyükşehirlerde bir oy kaybı var, net. Ancak olan onca şeyden sonra, tabanın bir ceza kesmek istemesini ve bunu da hemen her zaman yaptığı gibi yerel seçime saklamış olmasını görmek istememek, pek anlaşılır gibi değil. Hatada ısrar etmek ise faturayı kabarttı. Yerel 2019 her hâlükârda zaten ülkenin gündemini bu kadar işgal etmemeliydi. 15 Temmuz sonrası, hele bir de ekonomik kötüleşmeden sonra, buna ilaveten Suriyeli mülteciler noktasında hükümetin ağırlaşan planlamasızlığına paralel süreçte, 3 seçim yapılmış olması halkı seçimden bıktırdı. Hadi referandum sürecini, aslında belli noktaları tartışılır olmakla beraber, hadi anlayalım. Genel seçimin de zamanı gelmişti ve biraz erkene alınması taktik açıdan anlaşılırdı. Ama Yerel2019’un gelmesi ile süreç normal bir şekilde işliyor olsa da halkın artık seçimlerden de bıkmaya başladığını da anlamak gerekir. Türkiye hızla aciliyetli gündemlerine dönmeli. Mevzuun başka yönlerini ise daha sonra ele almaya çalışalım inşaallah.

Refahtan Hazzetmeyenler..

Refahtan hazzetmemek deyince akla neler neler geliyor. Bu köşede de şu ana kadar bıraktığımız intiba dâhilinde, lüks düşkünlüğü eleştirisi, israftan kaçınmak, Müslümanların dünyalığa tamahlarına yaka silkmek, tüketim kültürü çılgınlığına dikkat çekmek vesaire vesaire anlaşılıyor.

Burada tüketim kültürü çılgınlığının özünde bir eksiklik duygusu ile ilintili olduğunu belirtmekle yetinelim. Bu konu başta kültür, eğitim, görgüye dokunur. Biraz daha eşelenirse yoklukta sabr ve varlıkta şükür noktasında eksik kalan yönleri hatıra getirir. Daha da eşelenirse, en ağır durumda olanlarda esasen imani zaafa kadar gider mevzu. Esas tehdidin dibinde olan da bu. İmani zaafa uğraya kimseler-gruplar da zamanla bozulan ve bozuk şekilde yeniden teşekkül eden amellerine uygun don biçmeye, yani fetva üfürtmeye götürtürler işi. Bunun için de alimcikler, alim figürleri figüranları insanlık tarihi boyunca hemen her dönem de bulunmuştur belki de. Biz ‘tüketim kültürü, tüketim kültürü’ derken, uzunca süre ekstra hassasiyet olarak algılandı, ancak mevzu, temelde biz Müslümanların ‘beka meselesi!!!’ ile ilgiliydi. Türk toplumu ortalama algısı, lüks had ve hudud mevzularına çok takılmaz, ama konu kabak tadı vermeye başladığında da affetmez tekmeyi basar. Ve fakat biz dindarlar-muhafazakârlar ve elbette ki bizi politik alanda vesair alanda temsil edenler, öncülerimiz, liderlerimiz bu konuda kayda değer bir çizgi farkı dahi oluşturamadık maalesef. Ve konu; helalinden kazanılan maldaki lüks ve şaşa düşkünlüğünün gayri İslamiliğini, gayri meşruluğunu (şeriate uygun olmamak) çoktan geçti, doğrudan harama tevessül etmeye, tenezzül etmeye vardı. Şunu da ifade edelim son 15 yıldaki siyasi vasatta lükse en fazla rağbet edenler ak partili kaymak ve kaymak altı tabaka ile CHP’li kaymak ve kaymak altı tabakadır. Yani esasen CHP’nin bu konuda söyleyecek sözü yoktur. Ancak ‘Müslümanım’ diyenlerin bu konuda doğru söyleme ve doğru davranma sorumluluğu vardır.

Bizim buradaki ‘refah’ kasdımız esasen Refah Partisi idi. Bilindiği üzere söz konusu efsanevi parti, 28 Şubat darbesi ile hukuksuz bir şekilde durduruldu. Aslında durdurulamadı, ancak süreci maniple edilmiş oldu. Refah Partisi’nden kimler hazzetmez (ya da nefret eder) diye düşünüldüğünde, akla neler neler gelir. Bir düşünelim; ordunun eski yapısında kimi Kemalist, Ergenekoncu, sol Kemalist, ulusalcı vesaire komutanlar, bunların yargıdaki uzantıları, bunların medyadaki benzerleri, CHP, CHP’nin özellikle Kemalist tabanı, Türkiye’de sol taban vesaire diye liste uzar gider. Biraz daha zorlayalım. Ya peki başka? Diyebiliriz ki 60larda 70lerde 80lerde siyasi rekabetten ötürü iki aktif siyasi fenomen olan oluşumun gençlikleri ülkücü-akıncı rekabeti üzerinden, bugün de bir kısım milli görüş menşeyliler MHP’den, bir kısım MHP menşeyliler Refah Partisi’nden hazzetmez. Daha da zorlayınca zihni ‘acaba ne olabilir ki’ diye insan iç geçiriyor.  

Ama ilginçtir a dostlar biliyor musunuz, Refah Partisi’nden hazzetmeyen bir yığın dindar-muhafazakâr Müslüman var. Bunların bir kısmı; AK Parti’nin zaferlerinin sarhoşluğunda olan AK Partici partizanlar ki bunlar zamanında Refah Partisi’nin içindeki koyu partizan zihniyet, Cumhurbaşkanı Recep Tayyib Erdoğan’ı itham ederken nasıl haksızsa, aynı şekilde haksızlar. Bir kısmı, geçmişi yeterince bilmeyen, yeni türedi muhafazakârlar olup bunların da hayat görüşü zaten orta yolculuk üzerinedir, ama AK Parti üzerinden bütün mücadelecilik versiyonlarını her nasıl oluyorsa otomatik olaraktan beyin-kalp sistemlerine download edebilmektedirler (indirebilmektedirler). Bir kısmı; falanca filanca cemaattir ki bunun adı cemaatçilik yani doğrudan cemaat asabiyesidir. Bunlar ‘yok efendim, falancanın kızını filanca siyasi istemiş, efendimizle aralarında mevzu olmuş’ gibilerinden konulara odaklanırlar. Bizler cemaatleri ‘büyük ümmet kardeşliği’nin birer şubesi ve nüvesi olarak görür iken bu kimi şu ya da bu cemaatin aşırı cemaatçisi kardeşler, dar cemaat mevzularına aşırı odaklı kalıp ve öyle yaşayıp, ümmeti dahi bütünü ile cemaatleri merkezli görmekte, algılayabilmektedirler. Kimileri de Refah-ANAP anlayışları çekişmesinde vaktiyle ANAP cenahında yer almış dindarlar olup Refah Partisi’nden bahis geçtiğinde ağızlarını yüzlerini büktükçe bükerler.

Tam bu konu ile ilgili noktada, Rabbimizin bizden istediğine bakarsak ‘Allah için sevin, Allah için buğz edin (nefret?)’ buyrulduğunu görürüz. Dolayısı ile Refah Partisi kimsenin küçük görüşleri ve vizyoncukları ile küçültülüp karalanamayacak ölçüde büyük ve efsanedir.

İslamcılık, siyasal İslamcılık, İslamilik, dindarlık ve bunlara gayri İslami düşünüşe sahiplerin yakıştırdığı ‘radikallik, fundamentalizm (köktencilik_bence ‘toptancılık’), aşırılık, gericilik’ gibi kavramlar üzerine daha detay elbet kafa yorulmalı. Daha önceleri bunlara belirli ölçülerde değinmiştik. İslamcılıktan anladığımız çekirdek mana ve yaygın manayı ifade etmiştik. Siyasal İslamcılık ise eylemi itibari ile daha farklı bir manadır. Refah Partisi’ne kimilerince ‘siyasal İslamcı’ denmektedir. Hatta AK Partiye bile bu denmektedir. Konuya inşaallah daha ileri zamanlarda daha detay değinelim ancak şimdilik şunu ifade edelim. Refah Partisi bizim nazarımızda siyasal İslamcı değildir, İslamcı da değildir. Refah Partisi; kadrolarının geneli itibari ile İslamcılık üzerine yoğun okumalar yaptığı ve buradan motivasyonlara sahip olduğu, hayata İslami bir bakış açısıyla bakmaya çalışan insanlardan müteşekkil ve bunu da belli ölçülerde resmi siyasi müktesebatına yansıtmış olan bir yapıdır.

Dönelim Saadet Partisi’ne. Elbette Saadet Partisi dediğimizde Refah Partisi’ni kastetmiyoruz. Ancak yeri gelmişken burada da birkaç kelam etmeli. Bana göre her ne olur ise olsun Saadet Partisi son iki seçimde CHP ve hdp nin olduğu yerde görüntü vermemeliydi. Bu yanlıştı, bununla ilgili görüşlerimi de defaatle ifade ettim. Ancak iktidar tarafından Saadet Partisi’ne geliştirilen dil ve üslupta yanlışlar vardı. Hele ki dini terminolojiden hareketle ‘münafıklık’a varan suçlamaların ne denli saçmalık olduğuna girmeyeceğim. Münafıklık söyleminin resmi ağızlardan gelmediğini tabanda yayıldığını ifade edelim. Ancak bu söylemin en başta ‘ayranı yok içmeye atla gider tuvalete’ hesabı, yanlış olduğunu belirtelim. İkinci olarak, velev ki partin İslam’a göre dosdoğru olsun, yüce dinin İslam’a verdiğin değer itibari ile laik demokratik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin güncel parti politikası üzerinden böyle bir söyleme girmemelisin. Ayrıca; partinin de (AK Parti) dosdoğru olduğundan vesaire hiç bahsedilemez. Nitekim daha sonra Mart-Haziran 2019 arasında Milli Gazete ve Saadet Partisi ziyaretleri bizatihi AK Parti üst kademesince yapılmış, övgüler düzülmüş, birlik mesajları verilmiş, alttan alınmış ve özür dilenmiştir. Biz bu sıcaklıktan elbette ki memnun kaldık. Ama akla ister istemez ‘bu ne perhiz bu ne lahana turşusu’ söylemini getirir. Daha da ötesi, bu ve benzeri birçok hareket ‘her şeyi oy için yapıyorlar, duruşları kalmadı’ algısının tabanda yayılmaya başlamasına yol açmıştır.

Ancak! Bizi bunlardan çok daha önemli noktalar ilgilendiriyor. Siz kalkıp verili sistem içerisinde dini terminoloji ile suçlamalarda bulunursunuz, sonra gider suçladıklarınızla görüşür anlaşır aynı zemine gelir yumuşar hatta ittifak edersiniz (Şekil a, b, c, …z’de defalarca görüldüğü gibi), ama sonra halkın belli bölümünü kırdığınız, tekfir ettiğiniz, halkı birbirine karşı kışkırttığınız ve hatta dine zarar verdiğinizle kalırsınız. Ki bu meşru (şeriate uygun) olmadığı gibi İslam’ın vaaz ettikleri ile taban tabana zıttır da. Söz konusu suçlamanın gayri resmi olarak yayıldığından hareketle, biz burada, parti yapısı içerisinde ve imkânları dâhilinde bunun önüne geçilmesi zaruretini hatırlatmaktayız.

Esasen konumuz, güncel seçim değerlendirmelerine odaklanmak değildi. Saadet Partisi ile ilgili şunları söylemekte fayda var. ‘Bana saadetten bahsetme’ ‘o konuda farklı konuşurum’ ‘saadetten nefret ediyorum’ diyenler; ben Saadet Partisi’ne oy vermiyorum, çoğu zaman politikalarını tasvip etmedim, özellikle son dönem politikalarına karşıyım, bunu tekrar tekrar tekraren beyan edeyim.

Ancak soruyorum siz Saadet Partisinin nesine karşısınız?

  • Yer yer Siyonist gibi koyu particiliği mi? Bu AK Parti içerisinde de var, MHP içerisinde de var.
  • Suriye politikalarında yeterince esede karşı olmaması mı? Bu; benim son dönemde Saadet Partisi’ne en çok tavır gösterdiğim noktalardan birisidir. Saadet Partisi bu konuda ‘olayı fazla deşmeyin, en az zararla kapatın, çok kan akacak’ demiştir. Esed yanlısı bir görüş beyan etmemiştir. Olaylar ilk başladığında, o zamanlar İran Cumhurbaşkanı olan Ahmedinejad’ı Türkiye’ye davet edip konuşturmuştur. Tarihsel süreç itibari ile Saadet Partisi içerisinde, İran’daki akımlarla daha irtibatlı gruplar vardı, bu Refah Partisi’nde de AK Parti’de de vardı, ancak İran’ın Suriye’deki yıkıcı tavrı karşısında Türkiye’deki dindarlar genel olarak göstermesi gereken tavır ve tutumu göstermişlerdir. Kimi münferit çıkışlar dışında Saadet Partisi’nin Suriye konusundaki tavrı, esedci bir tavır değil, ‘olsun, göz yumun ve ivedilikle müzakere zemini bulun, yoksa daha çok kan akacak’ olmuştur. Ki bu tavır bana göre yanlıştı. Esede karşı tavır net olmalıydı, hatta daha ivedi bir şekilde Türkiye dahlolmuş olsa, o cesareti gösterse, AK Partinin içindeki ve dışındaki AB’ci grupların oyalamasına fırsat verilmese, hem daha az kan akar hem de Türkiye’nin başı daha az ağrırdı. Sonuç olarak; bu benim şahsi görüşüm. Ancak sormak isterim, mesele Saadet Partisi’nin Suriye tavrı ise, biliyoruz ki buraya kadar Suriye’deki mücadele Cumhurbaşkanı’nın ve ana kadrosunun üstün gayretleriyle sürdürüldü. Yoksa partici tabanda pek çok kişinin kaç yıldır ‘ya Reisi burada yanlış yönlendiriyorlar. İmajımız zedeleniyor. İmajımız da imajımız. Olan oldu, Reis de inat etmese artık çark etse’ görüşünde olduğunu bilmiyor muyuz? Ya da ‘toplumsal barış için esede karşı gevşeyelim’ diyen bir partizan kesimin olduğunu bilmiyor muyuz? Pardon da Türkiye’de birileri ile barışmak için, katliamcı soykırımcının tekine göz yummak nasıl bir anlayıştır? ‘Üslup ve dil düzeltmesi’ dense anlarım, ‘belirli serbestiyetler’ dense içeriğe göre bir yere kadar anlarım, ‘partizanlık kaynaklı tansiyonun düşürülmesi’ dense bunu tamamen anlarım, ‘belirli hakların tanınması’ dense bunu da içeriğe göre anlarım. Ama gel de bunu anla! Neresini nasıl anlayacaksın ki! Seçim sürecinde oy için her türlü milleti ger, bu da yetmesin, tut muhafazakârları böl, AK Parti tabanını ger, ama sonra toplumsal barış için esede göz yum? Bu; saçmalığın daniskasıdır.
  • Peki devam edelim, Saadet Partisi’nin daha başka nesine karşısınız? ‘Efendim vakti zamanında hocamız onlara üç vermiş, paşamız 5 almış, derken ağamız devreye girmiş beştaş oynamışlar vesaire vesaire’ diye devam eden cümlelere mi geldik? Kusura bakmayın bunlar beni, bizi, ümmeti bağlamaz. Bunlar parti asabiyesi olanların, cemaat asabiyesi olanların küçük ve komik meseleleridir. Çözün kendi aranızda.
  • ‘Efendim ittifak için konuştuk, biz onlara Y adet vekil verdik, onlar X vekil istedi. Düşünebiliyor musun?’ Kardeşim kusura bakma, düşünemiyorum, düşünmek de istemiyorum. Bu da yine sağ partilerin müzmin cibilliyetsizliğidir. Bunu da oturup AK Parti, Saadet Partisi, MHP, BBP, Yeniden Refah Partisi, Hüda Par vesaire kim varsa kendi aranızda çözeceksiniz. Nefsiniz matematiğinize baskın geliyorsa, bundan sebep de milleti germeyin.
  • ‘Efendim küçük partiler ama hala varlar, bize katılmıyorlar’. Kardeşim senin partin de bir dünya hata yapıyor hala var, öbür parti 50 yıldır var hala aynı hatayı-günahı yapıyor, falan parti daha büyük ama o büyüklüğünü temsil edemiyor vesaire vesaire.

Sonuç olarak bizlere esaslı sebeplerle gelin kardeşim. Particiliği bırakın, bırakmıyorsanız da milletin bu kadar ayağına dolamayın. Bir taraftan vaatlere bak (din, vatan) bir taraftan bakış açınızın küçüklüğüne bakın?

Çok geç olsa da kapsamlı değerlendirme artık yapılmayacak mı?

Vesselam. Veddua.

MEHMET ÇAĞRI KIZILTAŞ - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.