II.İbrahim
II.İbrahim
Koçi Bey Risalesi ve Koca Sinan Paşa
7 Temmuz 2018 Cumartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Özellikle Kanuni’den sonra devlet ve toplum yapısında ortaya çıkan aksaklıkları yazdığı risalelerle dönemin hükümdarları IV. Murat ve Sultan İbrahim’e sunan Koçi Bey, padişahların etrafını menfaatleri için dalkavukluk yapan devlet adamlarının sardığını, bununda hükümdarların toplumun gerçek sorunlarından habersiz kalmasına, tımarların hak etmeyen kişilere dağıtılmasıyla en önemli gelir kaynağı olan toprak sisteminin bozulmasına ve yine rüşvetin kapısı ardına kadar açılarak beytülmal-hazinenin zarara uğratılmasına ve hatta memuriyetlerin bile para ile satılan bir gelir kaynağına dönüşmesine neden olduğuna özellikle dikkat çekmektedir. Yine sarayda ve devlet adamları arasında yaşanan rekabet ve birbirlerinin ayağını kaydırarak makam-mansıp sahibi olma sevdasından dolayı iftira ve yalanlarla padişahın gazabına uğrayan birçok masum devlet adamının ya katledilmesinden ya sürgün edilmesinden ya da malları müsadere edilerek yokluğa mahkûm edilmelerinden de dem vurur. İş görüp yararlı olmuş nice yiğitler itibarsızlaştırılarak namsız ve nişânsız kalıp, ayaklar altında çiğnenerek fakirlik ve hiçliğe mahkûm edilmişlerdir. Her ne kadar fitne ve fesat çıktıysa, bu işlere imza atan kişiler eliyle oldu ve bütün bunlar sonucunda da savaşlar, fetih-inşa edip mamur hale getirme amacından daha ziyade mamur memleketleri yakıp yıkmaktan ve gânimet yağmalamaktan öteye gitmedi. Yani savaşlar toplumun ve devletin menfaatlerinden daha ziyade kimi devlet adamlarının çıkarları için yapılmaya başlandı, Murat Hüdavendigarların, Fatihlerin ve Yavuzların dönemindeki fütuhat ruhu kaybedildi.

Koçi Bey’in yukarıda isim vermeden eleştirdiği vasıfları üzerinde taşıyan, kitaplarda bahsedilen devlet adamlarından birisi de şöhret, makam, gânimet peşinde koşturan ve III. Murad ile III. Mehmed devirlerinde bir takım ayak oyunlarıyla 5 defa sadrazamlık makamına getirilmiş olan Arnavut asıllı Koca Sinan Paşa’dır. İşte bu devlet adamının ihtirasları koca bir ordunun Akıncı Ocağının yok olmasına neden olmuştur. Bu ocağın nasıl yok olduğuna geçmeden önce, Koca Sinan Paşa’nın iktidarda kalmak için neler yaptığından kısaca bahsedelim.

Olaylardan ilki III. Murat dönemine denk gelen ve 12 yıl sürecek olan İran-Safevi Savaşı’dır. Sokullu gibi güngörmüş devlet adamlarının, çıkılacak bir İran Seferinin maliyetini hazinenin kaldıramayacağını, başarılı olunsa dahi bölgenin coğrafi ve toplumsal yapısından dolayı hâkimiyetin kalıcı olamayacağını ve Kanuni’nin İran Savaşlarından çok çektiğini örnekleriyle ortaya koyup uyarmalarına rağmen daha fazla şöhret peşinde koşan Kıbrıs fatihi Lala Mustafa Paşa ve Yemen ile Tunus’taki askeri başarılarıyla tanınan Koca Sinan Paşa gibi vezirler padişahı sefere ikna etmişlerdir. Ancak çıkılan İran seferinde her ikisine de serdarlık verilmesine rağmen daha fazlasını isteyen bu iki devlet adamı, saray ve çevresinde birbirini karalayarak kumandanlığı tek başına almaya çalışmışlardır. Bu oyunu kaybeden Koca Sinan Paşa, İran Savaşlarındaki başarılarından dolayı kendine yeni bir rakip olarak gördüğü Özdemiroğlu Sinan Paşa’ya yardım göndermeyerek daha fazla başarı elde edilmesini engelleyen Lala Mustafa Paşa’nın peşini bırakmayacaktır. Sarayda bulanan ve aldıkları iltimas ve rüşvetlerin hakkını veren Koca Sinan’ın adamları, III. Murat’ı ikna ederek vekîl-i saltanat unvanının Koca Sinan Paşa’ya verilmesinde ve Lala Mustafa Paşa’nın yerine sadaret makamına getirilmesinde etkili olmuşlardır. Bunu duyan Lala Mustafa Paşa ise, aynı gün rahatsızlanarak ölmüştür.

Kendisine serdarlık (ordu komutanlığı) verildiği takdirde, İran Şahını esir alıp getireceğini söyleyerek Padişah’ı ikna eden Sinan Paşa, önemli bir başarı elde edemediği gibi kestaneyi çizdirmemek için de İran Şahı’nın barış istediği şeklinde bir haber ulaştırır, İstanbul’a. Ancak haberinin asılsız olduğu sonradan anlaşıldığı gibi bundan dolayı da ilk sadrazamlık görevinden azledil.

Diğer bir olayda Batı’da cereyan edecektir. Avusturya ile yaşanan sınır ihlalleri ve güvenliği meselesi bu devletle 1593’te başlayıp 1606’ta bitecek olan yeni bir uzun ve yıpratıcı savaşın daha çıkmasına neden olacaktır. Savaşın çıkmasında etkili olan 1593 tarihli Kulpa Bozgunu (Bozgun Yılı) üzerine, serdar olarak büyük savaşlar kazanacağını uman, ancak Osmanlıya bağlı Erdel, Eflak ve Boğdan beylerinin Avusturya ile ittifak yapmasından habersiz olan Sina Paşa, bu seferde büyük devlet adamı ve siyasetçi olan Hoca Saadettin ve Şeyhülislam Bostanzade Mehmet Efendilerin sözünü dinlemeyerek devleti yeni bir maceraya sürüklemiştir. Ancak Üçüncü defa sadrazamlık makamına gelen Sinan Paşa, ordularıyla Belgrad’a yardıma giden Kirli lakaplı Hasan Paşa’yı sırf şahsi düşmanlığı yüzünden görevinden uzaklaştırarak ordunun yenilmesine ve savaşın uzamasına neden olmuş ve Murad’ın yerine tahta geçen III. Mehmet tarafından da bu gelişmeler üzerine görevinden uzaklaştırılarak yerine Ferhat Paşa atanmıştır.

Bu dönemde yaşamış Peçevi Tarihi’nin müellifi Peçevi İbrahim Efendi’ye göre, şöhret ve makam düşkünü, ihtiraslı bir kişiliğe sahipSinan Paşa’nın şöhret hırsını kamçılayan asıl faktör, kendisine rakip gördüğü Ferhat Paşa’nın, İran savaşlarında elde ettiği kimi başarılarıydı. İşte Sinan Paşa’nın amacı Avusturya savaşlarında kazanacağı başarılarla hem Ferhat Paşa’nın başarılarını gölgelemiş olacaktı hem de onun sadaret makamına gelmesini engelleyerek koltuğunu sağlama almış olacaktı. Ancak savaşın başında sebep olduğu başarısızlıklar, görevinden alınmasına ve yerine Ferhat Paşa’nın getirilmesine engel olamayacaktır.

Fakat bu gelişmelere rağmen bizim şöhret ve makam düşkünü devlet adamımız Sinan Paşa, ihtirasları için mücadelesine kaldığı yerden devam edecektir. Görevden alındığını duyunca vakit kaybetmeden Belgrad’da bulunduğu orduların başından ayrılarak İstanbul’a gelecektir. Amacı padişahı etkileyerek Ferhat Paşa’yı gözden düşürmektir. Hatta bununla yetinmeyerek sefer hazırlıkları yapan Ferhat Paşa’ya karşı sipahi ordusunu ayaklanmaya teşvik edecektir. Bunda da başarısız olduğu gibi yakayı da ele verecek ancak gözlerine mil çekilmesinden (sonraki devlet adamları içinde bir âdet olur gerekçesiyle) son anda kurtulduğu gibi affedilecektir de.

Bütün bu yaşananlara rağmen şahsi çıkar ve emellerinden vaz geçmeyen Sinan Paşa, Ferhat Paşa aleyhinde çalışmalarına devam edecektir. Ferhat Paşa tarafından İstanbul’da sadaret kaymakamı (vekili) olarak bırakılan İbrahim Paşa’yı satın alacaktır. İbrahim Paşa’da kendisine vaat edilenlerin hakkını verebilmek için çalışmalarına başlayacaktır. Ferhat Paşa’nın beklediği yardımları göndermediği gibi Padişah’ı üstü kapalı bir şekilde tehdit ederek, Ordunun Ferhat Paşa’yı istemediğini ve görevden alınmadığı takdirde ihtilal-darbe olacağını” söylemiştir. Sadaret kaymakamının gayretleriyle dördüncü defa sadrazam olan Sinan Paşa, bununla da yetinmeyerek görevden aldırdığı Ferhat Paşa hakkında fetva çıkartarak Yedikule Zindanlarında boğdurtur.

Artık koltuğundan emin olduğunu düşünen Koca Sinan Paşa, devam eden Avusturya savaşları için Bulgaristan’da Tuna Nehri kıyısında bulunan Rusçuk şehrine doğru yola çıkmıştır. Ve maalesef bu yolculukta pek hayra alâmet olmayacak, fütuhat ruhunu temsil eden ve serdengeçtilerden oluşan Akıncı Ocağı, bu kez de kendisinde gânimet zaafı ortaya çıkan Sinan Paşamızın son kurbanları olacak ve ne yazık ki bu ordu bir daha belini düzeltemeyerek zamanla ortadan kalkacaktır.

Bir adamın gânimet toplama ile ihtiraslarına kurban edilen Akıncıların dramını ise bir sonraki yazımıza bırakarak şimdilik noktayı koyalım. 

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.