Hasan KAMİLOĞLU
Hasan KAMİLOĞLU
Cam kürede Kudüs, Mekke, Medine
4 Şubat 2020 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Amerika’nın Kudüs’ü İsrail’in başkenti ilan etmesiyle birlikte yeni bir gündeme geçildi. Zaten Trump’un göreve gelmeden önce bunu deklere ettiği açıklamaları vardı ve göreve gelir gelmez de önce İsrail’i ziyaret etmesi Amerika’yı yöneten aklın İsrail’e ne kadar önem verdiğini bir kez daha ortaya koyuyordu. Zaten Trump’un seçilmesi de tesadüf filan olmadığı gibi, kendisi de son on beş yıldır Amerikan başkanlığına hazırlanıyordu. Dünyaya yansıyan türlü görsel dalavereler ise Trump’a uluslarası alanda farklı bir imaj katma masalından başka bir şey değildi. Yani Hillary ve Trump iki ucu pis değnekti ve Trump’da o pis değneğin sadece diğer tarafıdır.

      Trump’un göreve geldikten sonra ikinci ziyareti ne talihtir ki Müslüman bir devlet olarak bilinen ve içerisinde Mekke ve Medine gibi dünyanın en kutsal iki beldesini bulunduran ve Türkiye aleyhine birçok olaya bulaştığı ortaya çıkan Suud ve onun küçük ortağı Birleşik Arap Emirlikleri. Tabi Sisi’yi de unutmamak lazım. Amerikan başkanı Arabistan’ı ziyaret ettiğinde hatırlayın bir kürenin etrafında toplandılar. Bir tarafında Suud diğer tarafında ise yine gönüllü köleleri darbeci Sisi vardı.

      Ülkemizi dünya siyasetinde yalnızlaştırmaya çalışan küresel güçler, uluslararası arenada ülkemizin hamlelerini kesebilmek ve Türkiye’yi yalnızlaştırabilmek hırsıyla yanımızda olabilecek, güç birliği yapabileceğimiz devletleri de yine darbe ve tehdit taktikleriyle kıskaca almaya çalıştılar. Böylece emellerinin ve büyük İsrail projesinin önünde durabilecek ne kadar güç varsa hepsini ekarte etmeye çalıştılar. Yetmedi çirkin bir adam olmaktan öteye gitmeyen Suud müftüsüne de İsrail ile savaşmanın caiz olmadığı fetvasını verdirdiler. Hatta öyle ki bu müftü İngiliz kurması ve Amerikan kuklası olan ülkesinin ABD ile beraber dünyayı yönettiğini söyleme rüyasına bile kapıldı. Yani fizibil olarak özellikle Arap ülkeleri yönüyle İsrail rahatlatılmış, Ortadoğu’da daha rahat at oynatabilecek pozisyona getirilmişti. Öyle ki bugün Trump’un Kudüs’ü, İsrail denen terör ve işgal devletinin başkenti ilan etmesi kararını ilk destekleyen devletler de, Amerikan başkanının Suudi Arabistan’ı ziyaretinde, meşhur cam kürenin etrafında toplananlar oldu.

      Trump’ın projesinin ölü doğması ve kabul edilemez olması bir yana, dünyayı terör örgütleri ile avucunda tutmaya çalışan Abd’nin, Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanımasına gösterilen tepkiye baktığımız da, Kudüs’ün Yahudiler tarafından fiilen işgal edildiği gibi, Müslümanların zihin dünyasında da işgal edildiği ve Müslüman devletlerin bir çoğunun bunu kanıksadığı ortaya çıkıyor. Tepki verenlerin tepkisinin de, öyle kınamalarla filan kalacağını ve bir buçuk milyarlık İslam aleminin, Allah’ım, yedi milyonluk İsrail’i kahret diye temenni etmesinden öteye gitmeyeceğini görüyoruz. Zira yine en büyük tepkiyi yedi düvele karşı mücadele veren ve o toprakların gerçek mirasçısı olan Türkiye’den başkasının veremeyeceği gerçeği net bir şekilde ortaya çıkmış oluyor.

      Elbet Kudüs alınana kadar gülmeyi kendine haram kılacak bir Selahattin’in olacağı gücü de yakalayacağız. Mescidi Aksa işgal altındayken Cuma namazı kılmak caiz değildir diyecek sütçü İmam torunlarını da göreceğiz. Bu ahval ve kurtuluş şuuru ise önce çalışmak ve sonra da bu iman ve cesarete bağlıdır.

        Hz. Ömer (r.a)’ın Miracın yer yüzündeki ikinci basamağı ve ilk kıblemiz olan Kudüs’ü, Peygamber efendimiz (s.a.v)’in ahirete irtihalinden henüz beş yıl sonra fethinin akabinde, ilerleyen süreçte farklı Müslüman idarelerin elinde kalan Kudüs yine karışık bir süreçte 15 Temmuz 1099’da haçlılar tarafından işgal edilmiş ve ancak 88 yıl sonra Selahattin Eyyubi tarafından yeniden fethedilmiştir. Selahattin’in vefatından bir müddet sonra bu sefer on bir yıl Fransızların elinde kalan, daha sonraki süreçte ise Moğolların da işgaline uğrayan Kudüs, yeniden Müslümanların eline geçmiştir. Ancak Kudüs, asıl saadetli ve huzur dolu günlerini 1516 yılında Yavuz Sultan Selim han’ın şehri fethetmesi ile yakalamıştır. Ulvi değerlere son derece saygılı olan Yavuz Sultan, şehrin ismini de Kudüs’ü-Şerif olarak değiştirmesiyle birlikte bu kutsal belde tam dört yüz yıl boyunca Osmanlı yönetiminde en mutlu ve huzurlu günlerini yaşamıştır. Elimizden çıkışında ise İngiliz oyunları, Ortadoğu’daki ihanetler, Osmanlının yıkılışı, Balfoor deklarasyonu vb. durumları birçoğumuz bilyoruz.  

      Bugün Kudüs Müslümanların elinden çıkmış gibi gözükebilir ama Kudüs’ün istikbali ve huzuru yine Türk-İslam geleceğindedir.  Ancak Müslümanlar için gelecekteki bir başka tehlike de Medine ve Mekke’de meydana gelecek sıkıntılardır. İslam coğrafyası bugünden bu olasılıkları görüp Mekke ve Medine ile ilgili çalışmalar yapmalıdır. Sıkıntı olmasa bile zira bu iki belde, Suud ailesinin yada her hangi bir devletin özel alanı değil, üstelikte kendini göbeğinden Amerika’ya, kalbinden İngiltere’ye bağlamış olan ve ne olduğu aşikar olan Suud idaresinin değil, tüm Müslümanlarındır. Bu konu artık aleni olarak dillendirilmeli, İslam Konferansı toplantılarında, yönetmek kelimesini bile kullanmaktan haya ettiğim Mekke ve Medine’nin İslam ülkelerinin ortak hizmet alanı olması ve çok güçlü dokunulmaz bir otonom bölge olması gerektiği tartışılmalı ve bu hususta kararlar alınmalıdır.

        Nasipse bir başka yazıda görüşmek üzere; Allah’a emanet olun.

HASAN KAMİLOĞLU - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.