Hasan KAMİLOĞLU
Hasan KAMİLOĞLU
Troya müzesi de neyin nesi?
20 Ağustos 2019 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Müzeler bir milletin geçmişi ile olan bağıdır. Öyle ki şehirlerde hatta küçük çaplı ilçelerde bile geçmişin izlerini günümüze taşımak ve günümüz insanının tarih ile bütünleşebilmesi ve tarihte yaşanılanları canlı örnekleriyle görebilmesi için müzecilik faaliyetlerinin yapılmasını çok önemserim; Ancak bir müze var ki benim aklım bunu almıyor.

Malum biz Türk milleti 1071 yılında bu toprakları yurt tutmuş ve öz vatan edinmişiz. Ve o süreçten bu tarafa bizi bu topraklardan atmak isteyen ve kendilerini buraların asıl sahibi gören Doğu ve Batı Roma evlatları ve Antik Yunan menşeli Batı cephesi bunun için her türlü silahlı ve silahsız operasyonu üzerimizde deniyor. 

Alman arkeolog Manfred Korfmann’ın 1998’den itibaren 17 yıl boyunca Çanakkale sınırları içerisinde ısrarlı araştırmalar yaparak gün yüzüne çıkarmaya çalıştığı Troya antik kentine dair ise 2013 yılından itibaren ciddi masraflar yapılarak 2018 yılında açılan bir müze yapıldı. Gerçi Korfman bunu göremedi, çünkü 2005 yılında öldü; fakat arkasından gelenler onun vasiyetini yerine getirmek için uğraştılar ve nihayet 2013 yılında hükümeti buraya bir müze yapmaya ikna ettiler. Öngörüleri Anadolu’da yaşamış olan medeniyetlerin izlerinin ortaya çıkartılması ve yıllık beş milyon turist çekeceğiydi.

Oysa müzecilik faaliyetlerini çok önemsememe rağmen, bu müze gerekli miydi, şimdi bakalım…

Osmanlı’ya karşı bağımsızlık ilan etmiş olan Yunanistan ve Bulgaristan gibi ülkelere gittiğinizde bize dair bütün izleri silmeye çalıştıklarını hatta ısrarla yok edemedikleri eserlerimizin üzerlerinde bile çok ciddi değişiklikler yaparak o eserlerin tarihlerini bile gizleyen, öyle ki yaptıkları tahribatlar ve değişikliklerle birlikte aynı eserlerin sanki Yunanistan kurulduktan sonra kendilerinin yaptığı eserler gibi aksettirdikleri de ayrı ve acı bir vakadır.

Biz ise ısrarla Bizans’tan ya da antik Yunandan kalan taşları ve çarpık heykelleri toprak altından çıkartıp ifşa etmek suretiyle bugün sahiplendiğimiz ve üzerine öz medeniyetimizi inşa ettiğimiz bu toprakların geçmişte başka milletlere ait olduğunu ısrarla öne çıkartmanın peşindeyiz.

Benim şahsen o Truva atının bile orada olmasına tahammülüm yok. Çanakkale hassasiyeti olan birçok insanımızın da aynı düşüncede olduğu kanaatindeyim. Zira Çanakkale denilince aklan gelen şey Yunan algısı ile zihinlerde yer bulan Truva atı değil; sadece vatan için toprağa düşmüş olan atalarımızdan başka bir şey olmalıdır. Oysa bugün Çanakkale’ye giden öğrencilerin ve diğer grupların aklında ne yazık ki Truva atını görmek anlayışı neredeyse şehitlerimiz kadar yer tutmaktadır.

İkinci husus her yıl ciddi bir maddi gelir getireceği düşüncesinin ön plana çıkartılmasıdır. Gerçi geride kalan dört ayda yaklaşık yüz bin kişi ziyaret etmiş ve bu da yılda en fazla beş yüz bin kişi eder yani öyle hayali beş milyon filan değil; Lakin olsun bu da fena değil dediğimizi farz etsek bile, bazı şeylerin ölçüsü hiçbir para ile mukayese edilemez. Haliyle bu konuda paranın ön plana çıkartılması asla geçerli bir mazeret olamaz.

Mimar Sinan her yere devasa eserler dikerken Medine’ye ufak ve dikkat çekmeyecek bir cami yapar. Neden böyle yaptığını soranlara, yapacağım eser “Peygamberimiz a.s’ın ravzasını gölgelememeli ve onun önüne geçecek bir şey olmamalı. Buraya gelen benim eserimi de görmeye değil, tamamen Peygamberi ziyarete gelsin” diyerek tarihe geçecek bir cevap verir.

Öz tarihimizden beslenerek yeni medeniyetimizi inşa etmenin peşindeysek meselelere Mimar Sinan basiretiyle bakabilmelisiniz. Kalın sağlıcakla inşallah.

HASAN KAMİLOĞLU - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.