Hasan KAMİLOĞLU
Hasan KAMİLOĞLU
İçimizdeki Fransızlar bir takım İlahiyatçılar
28 Mayıs 2019 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Yakın bir zamanda Fransa’da, içerisinde bilmem kaç yüz tane Batılı bilim ve siyaset insanının yer aldığı özellikle eski Cumhurbaşkanları olan Sarkozy’nin başını çektiği bir oluşum Kur’an’ı Kerim’den bazı ayetlerin, özellikle de onların anladığı şekliyle Yahudi karşıtı ifadeler içeren ayetlerin çıkartılmasına dair bir kısım hadsiz sesler çıkartılmıştı. Haliyle bu kendini bilmez yaklaşım, başta Fransa’da yaşayan Müslümanlardan, ülkemizden ve Cumhurbaşkanımız tarafından ciddi bir karşı tepki bulmuştu. Fakat Fransızların yaptığı aslında sadece bir nabız ölçme denemesiydi.

İlerleyen süreçte böyle bir şey yapsak Müslümanlar ne tepki verir hesabınca, Batılıların tarihten beri ilmek ilmek takip ettikleri şeytani yöntemlerinden biridir bu. Elbet Kur’an’ı Kerim’in sahibi yüce Allah’tır ve onun kıyamete kadar bozulmayacağı sorumluluğunu üzerine almıştır; Fakat evrenin yaratıcısı ve sahibi her şeyi sebeplere bağlamıştır ve kendisinin hiç bir şeye ihtiyacı olmayıp, İslam’ın muhafazasını inananların gayreti ile imtihan etmekte olduğunu unutmamak gerekir.

Şimdi yukarıdaki hadisenin üzerine çok şey söyleyebiliriz fakat Fransa’da yapılan bu rezil eylemin üzerine biraz ülkemize gelelim. Yıllardır bilinçli bir şekilde önce Kuran-Sünnet bütünlüğüne saldırılıyor

İslam’ın bu iki temel kaynağından çıkartılan hükümleri bize ulaştıran geçmiş alimlere, İmam Azam, Şafii ve İmam Malik gibi zatların şahsiyetlerine ve içtihatlarına yapılan saldırılar had safha da. Nerede ise bir mezhebi taklit etmeyip kafasına göre bir İslam anlayışı yaşamak alenen dile getirilip teşvik ediliyor.

Temelde bozamadıkları Kur’an’ın yerine, İngilizlerin Hindistan’ı ve Mısır’ı işgalinin ardından yeni hedefleri olarak belirledikleri Sünnet-Hadis kavramına yapılan saldırı ve itibarsızlaştırma çalışmaları ne yazık ki ülkemizde de gayet revaçta. Hadsizlik bunlarla sınırlı kalmıyor, Felsefeci, Sosyolog, Din tarihçisi gibi vasıfları bulunan bu insanlar İlahiyatçı titri de edinip, gerçekten de farklı üniversitelerin değişik fakültelerinde öğrenci yetiştirmekte ve bu esnada geçmiş alimleri dillerine dolamakta, Peygamberimizin günümüze ışık tutan mübarek hadislerini eleştirmekte hatta bazıları gazlarını alamayıp artık Kur’an’a dahi dil uzatacak derecede zıvanadan çıkmaktalar.

Örneğin birilerinin bilgili zannedip peşinden gittiği bir profesör kalkıp Razaman ayını miladi takvimde Eylül ayına sabitleyelim derken kimse de ağzını açıp, sen bu yetkiyi nereden alıyorsun demiyor. Gerçi mantık hak getire, bu durumda o oruç Ramazan orucu değil, Eylül orucu olur; Bu da hocayım diyen bu “prof!”un içine düştüğü alaylık konu. Hoca hızını alamıyor ve Hac ayını da sabitlemekten bahsediyor; Bir diğeri ise çıkıp Hac dönemi insanların yoğunluk arz ettiğini bu sebeple ülkelere göre farklı hac dönemleri ihdas etmekten bahsediyor.

Bir başka birisi çıkıp İslam’da namaz olmadığı gibi birçok safsata ortaya atabiliyor. Bitiyor mu? Bitmiyor! Yetinmiyorlar, aslında İlahiyatçı diye ortaya atlayıp kimisi kendine göre Sosyolog ya da Felsefeci kimine göre ise Din Tarihçisi olan insanlardan biri çıkıp Kuran’dan bazı ayetlerin çıkartılmasından bahsediyor. İlahiyat camiasından ve Diyanet yöneticilerinden bir kul da çıkıp bire hadsiz sen nasıl bu cümleleri kurarsın demiyor bile.

Son dönemde yine sol tandanslı kanallara kadar düşen ve aslında bu işlerin başını çeken bir başka şahsın ise yıllardır Alemlere rahmet Peygamberimizi, onun hadislerini ve güzide ashabını nasıl itibarsızlaştırmak için nasıl çalıştığını hepimiz biliyoruz.

Burada ironik olan konu ise, daha seksen yıl öncesine kadar birbirlerini yiyen elin Haçlı Hristiyanları yekvücut olmuş Hristiyanlığın yayılması için uğraşırken, bizim Din bilgini diye gösterilen insanlar ya da din adına konuşturulan kişiler İslam’ın içini boşaltmak ve bin dört yüz yıldır sahip olduğumuz değerleri itibarsızlaştırarak, kalplere tefrika yaymak için çırpınıp durmaktalar. En acı olan ise bunu gerçek İslam safsataları ile yapmaktalar. Ortaya koydukları argümanları iyi okuduğumuzda, yaptıklarının Müslümanları İslam’dan uzaklaştırmak, bin dört yüz yıldır bizi bir kılmış ve aynı hedeflerin peşinden koşturmuş olan gönüllerdeki o saf ve duru İslam anlayışını yok etmek için çırpınmak olduğunu görüyoruz..

Şüphesiz söylenecek, yazılacak çok şey var fakat biz köşemizde şimdilik bununla iktifa etsek de, bu şirret ve hadsiz eylemlere gücümüzün yettiğince milletçe ülke olarak sesimizi çıkartmalıyız. Bunun yanında ise yine söylüyorum, içimizdeki bu Fransızlara yetkin kurumlarımız tarafından da artık dur denilmelidir. Bunu Diyanet mi yapacak, topyekun devletimiz mi yapacak yoksa İlahiyat camiasının içerisinde kalbi temiz, iyi niyetli ve gerçekten İslam’ın temel dinamiklerine bağlı Sünnet ehli İslam alimlerimiz, hocalarımız mı yapacak, kim yapacaksa, İslam ve diğer ulvi değerlerimizin, bu içimizdeki Fransızlar tarafından aşağılanmasına müsaade edilmemelidir. 

         Allaha emanet olun.

HASAN KAMİLOĞLU - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.