Elif Satı KALAYCIOĞLU
Elif Satı KALAYCIOĞLU
İnsanlara saygı duymanın gücü!
22 Mayıs 2019 Çarşamba / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Bir yanda sosyal medyada linç orduları, öte yanda insanlığın bütün halleri. Hayatımızın içinde birbirimize saygı duymamız gerektiğini gerçek anlamı ile unutuyoruz. Bizi, biz yapan en önemli değerimiz ve diğer kültür ve medeniyetlerden de farkımız. O zaman iş bizim işimiz. Sağcısı, solcusu, alevisi, sünnisi, doğulusu, batılısı, kuzeylisi kısacası tüm Anadolu ve Türk İslam coğrafyası insanlığın şevkat ve merhamet kalbinin attığı yerdir. Bu kalbi öldürmeyelim ve yok olmasına müsaade etmeyelim. Önce ailemiz ve çevremizden başlayıp, sonra ülkemiz ve tüm insanlığı kapsayacak şekilde sevgiyi hakim kılalım.

İnsan düzelirse, dünya düzelir. Prensibinden hareketle, her insanın kalbini fethedelim ki ve dünya sevgi bulsun. Cennet gibi olan güzelim ve tabiatı insanlar olarak, el birliği ile cehenneme çevirdik ve şimdi bedelini ödüyoruz galiba. Her ülkede “ barış “ ve “ çevreci “ sivil toplum örgütleri var. Yüzlercesi faaliyet gösteriyor. İnsan hakları ve prensipleri herkesin dilinde. Gel, gör ki her yerde de insan hakları ihlalleri var. Zulüm var. Ölüm var. Haksızlıklar var. Mazlumun feryadı var. Barışın yerini savaş ve çatışmalar almış. Tabiat ana, insanlar tarafından ihanete uğramış. İnsanlık, Adalete, huzura ve mutluluğa hasret.

Tabiatın dengesi bozulmuş. Bencillik insanlığı sarıp, sarmalamış. İnsanlık ölüyor…

Bırakacağımız tek servet iyiliğimiz diyerek, Bülent Ecevit’in günümüzü anlatan bir yazısını siz değerli okurlarımızla paylaşmak istiyorum.

Sevgi ve saygılarımla...

GÜNÜN IŞIĞINDA:

İnsan ve politika

Politikayı yapan da, politikanın konusu da insandır.

Bir toplumda, politikayı yapan insanla politikanın konu olan insan değer ve önem bakımından denk geliyorsa, o toplumda demokrasi var demektir. Politikayı yapan insanın ağır bastığı toplumda diktatörlük, politikanın konusu olan insanın ağır bastığı toplumda ise anarşi vardır.

Diktatörlüklerde, politikanın konusu olan insana birey (fert) değil, birim (vahit) gözü ile bakılır. Böyle toplumlarda insan, bir matematik birimden başka bir şey değildir. Hayatına hâkim olanların, yani politikayı yapanların elinde o, kendisiyle bir değerde başka varlıklarla çarpılabilen, onlara eklenebilen yahut onlardan çıkarılabilen bir sayı gibidir.

— Ben, şu beni çarpmak istediğiniz insanlardan başkayım; nasıl bir sandalye ile beş masanın çarpısı olamazsa, beni de bu insanlarla çarpamazsınız, demeye yetkisi yoktur. Yetkisi olmadığını bile bile ayak diretmeye kalkarsa onun ortadan siliniver yazılmış yanlış bir sayıyı silgiyle silmek kadar kolaydır.

Diktatörlüklerde, hesaba vurulamadığı için ortadan silinen insanlara pek çok rastlanır.

O memleketlerin hapishaneleri ve tecrit kampları, böyle, birimliği kabul etmeyip birey olmakta ayak direten insanlarla doludur. Ayak diretmeyi daha ileri götürenler, yurtlarından, canlarında da olurlar. İşte, Arjantin'de La Prensa gazetesinin sahibi, milyonlarca vatandaşı gibi birim-insan rolünde kalmayı kabul etmediği ve onlar gibi hesaba vurulamadığı için yurdundan olmuş birey - insan'a bir örnektir.

Diktatörlüğü savunmak için, diktatörlüklerde memleket işlerinin daha kolay yürütüldüğü, memleket ekonomisinin daha çabuk geliştiği ileri sürülebilir. Elbette öyledir. Bir toplumda vatandaşlar, yani politikanın konusu olan insanlar, birer vida, birer çivi değerine indirildikçe, o toplum bir makine gibi işlemeğe başlar. Fakat bütün makinelerde bulunan tehlike böyle toplumlarda da vardır: Makineyi işleten, yani politikayı yapan insanların küçük bir hatası, yahut herhangi bir şekilde makine başından uzaklaşmak zorunda kalmaları, makinenin aksamasına, durmasına, hattâ parçalamasına yol açabilir.

Böyle bir duruma düşmüş bir makinenin vida ve çivileri, işleyen bir makine ahenginden kopup kurtulduktan sonra, bireyliklerini buluncaya kadar her türlü tehlikeye açıktırlar.

Bütün bu kötü ihtimaller bir yana; insanlar bir makinenin vida ve çivileri değerinde, yani birimler değerinde kaldıkça insan olarak gelişme imkânından da yoksun kalmış olurlar. Onun için insana, yani kendi kendine saygı beslemek, diktatörlüğü reddetmek için yeter sebep olmalıdır. Diktatörlüğün başka bütün fayda ve zararlarını bu sebebin yanında önemsiz sayar hâle gelmemiş bir insan henüz demokrasiye lâyık değil demektir.

Öte yandan, politikanın konusu olan insanlara, yani idare etmekle görevli bulunduğu vatandaşlara, en az kendine beslediği kadar saygı beslemeyen bir politikacının da diktatör olmak istediği gün gibi açıktır.
 Bülent ECEVİT 

ELİF SATI KALAYCIOĞLU - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.