Ataullah RAMADAN
Ataullah RAMADAN
Tarihte ve günümüzde Evlad-ı Fatihan şehri Üsküp (Osmanlı Dönemi)
2 Temmuz 2019 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

İslam kaynaklarında Miladi 1389-90 senesinde Üsküp’ün fethedildiği yazılıdır. Yani Kosova Savaşından on veya on bir ay geçtikten sonra Hicri 792 yılında Yıldırım Bayezid Han döneminde, Paşa Yiğit Mehmet kumandasında, Osmanlı Türk askerleri tarafından feth olunmuştur.

Bazı tarihçiler ise Üsküp’ün aynı dönemde fakat Timurtaş Paşa tarafından feth olunduğunu, Paşa Yiğit Bey’in de buraya muhafız ve idareci olarak me’mur ta’yin edildiğini belirtirler.

Batı kaynaklarında özellikle Slav kaynaklarında Üsküp’ün fethinin 6 ocak 1392 veya 19 ocak 1392 yılında olduğu yazılıdır. Osmanlı literatüründe Üsküp’ün fethinde çelişkinin olması yanında Üsküp’ün fethedidiği sırada cerayan eden olaylar hakkında tafsilatlı bilgilere ulaşabilmek zordur, daha doğrusu azdır. Paşa Yiğit’ten sonra oğlu veya evlatlığı İshak Bey Üsküp muhafızı olmuştur. İshak Bey, Sultan 2. Murat ve oğlu Fatih Sultan Mehmed’in ricalinden olup Üsküp’te vefat etmiştir. Ardından da İshak Bey kumandan olmuştur. Eyaletin idare merkezi Üsküp’tür. Sultan 2. Murat Hicri 850-852 yılları arasında Arnavutluk’u fethetmekle meşgul olduğu esnada hayli zaman Üsküp’te kalmıştır.

Osmanlılar, Üsküp ve civarı bölgeleri fethettikten sonra Anadolu’dan kafile kafile getirilen Türk boylarını yerleştirmiştir. Bu arada dervişlerin de bu toprakların İslamlaşmasındaki önemini unutmamak gerekir. Hatta, Üsküp fethedildikten sonra Balkanlarda Osmanlı Devleti’nin en önemli uç merkezlerinden biri haline getirildi. Osmanlı fetihleri Üsküp merkezli olarak Sırbistan’a ve Bosna’ya uzandı. Bu stratejik önemi Belgrad’ın fethine kadar sürdü. Türklerin buraya yerleşmeleri burdaki halkın demografik yapısını derinden etkiledi. Osmanlıda, bir taraftan yeni yerleşim yerleri kurulurken, diğer taraftan bölegedeki gayri müslümlerin çoğu Müslüman oldu. Üsküp’ün civarında bulunan diğer yerleşim yerlerinde de aynı durum vuku bulunca, han, hamam, cami ve mescit gibi eserler inşa edildi ve Üsküp’ün görünümü tamamen değişti.

14. yüzyılın sonlarında Üsküp, Bosna’ya, Sırbistan’a ve Arnavutluk’a yöneltilen askeri ve siyasi hareketlerin idare edildiği merkez, uç beyliği konumundadır. 15. ve 16. asırda Üsküp Sancağı Rumeli Eyaleti’nin bir sancağı olmuştur.

15. asrın ilk çeyreğinde vilayetler başında subaşı olmak üzere askeri-idari birer merkez durumundaydılar. 15. asrın ortalarında, Üsküp Vilayeti subaşısının büyük gelirleri ve yüksek görevleri vardı. 1463 yılında Bosna’nın fethedilmesi ile Üsküp’ün idari durumu değişerek Üsküp, Tetova (Kalkandelen) ve Kaçanik ile birlikte Bosna Sancak Beyliği’ne bağlı bir eyalet konumunu aldı. Üsküp de, Üsküp Eyeleti’nin merkezi oldu. 15.asrın ikinci yarısında, Fatih Sultan Mehmet devrinin son dönemlerinde, Üsküp Sancak Beyliği’nin karargahı idi. 13 Haziran 1507 tarihli Yahya Paşa’nın Vakıfnamesi’nde Üsküp, Paşa Sancağı’nın bir nahiyesi idi. Bilindiği gibi Paşa Sancağı eyalet merkezinin oluşturulduğu sancağa denir.

16. yüzyılda Paşa Sancağı’na Tetova, Kırçova, Veles, Prilepe, Manastır nahiyeleriyle birlikte, Yunanistan, Bulgaristan ve Avrupa Türkiye’sinin büyük bir kısmı dahil oldu ve 16. asrın ikinci yarısından itibaren de Üsküp, Üsküp Sancağının merkezi oldu. Bu dönemde, Üsküp Sancağı Üsküp, Prilepe, Kırçova ve Tetova nahiyelerinden müteşekkil idi.

17. yüzyılda Üsküp Sancağı’nda kökli idari değişikleri yapılmıştır. 1555 yılında Üsküp’te feci bir deprem meydana gelmiş, depremde bir çok tarihi eser yıkılmıştır. 1594 yılında ise Üsküp yangına mahkum olmuştur. Marin Bisi (1604)’ye göre Üsküp’te 40.000 hane ve 200.000 nüfus yaşamaktadır. Yine 1669 senesinde Üsküp’te bulunan İngiliz seyyah Dr. Braun’a göre: ‘‘Üsküp, güzel ve canlı bir şehirdir: Zenginlerin evleri değerli halılara döşelidir. Şehirde Hacı Kalfa ( Katip Çelebi)’de Üsküp’ün bir saat kalesinin olduğunu belirtir; bu saatten bahsederken de tüm Hristiyan bölgelerinde bulunan saatlarin en güzelidir; diye bahseder.

17. yüzyılda Üsküp’ü en güzel ve esaslı bir şekilde anlatan Evliya Çelebi’dir. Evliya Çelebi, Seyahatname’sinde Üsküp’ten bütün caddelerin beyaz kaldırımlarla süslendiği, çok temiz bir şehir ve şairlerin yeri olarak bahseder. Üsküp halkından da fukara seven, zevk ve safa ehli bir halk olarak bahseder. Üsküp’ün kalesi hakkında da geniş bilgi sunan Evliya Çelebi, şehirde 70 mahalle, 1060 ev, 45’i cuma camii olmak üzere 120 mescid ve cami, 70 mektep, medreseler, 20 tekke, 110 çeşme, 200 sebilhane, birkaç hamam, 7 hasbi kervansaray, hanlar, 2150 adet dükkandan müteşekkil çarşı ve bir bedesten ve 14 gözlü bir taş köprünün olduğundan bahseder. Üsküp’lü Haki, Erzi Çelebi ve meşhur Mehmet oğlu Veysi gibi şairlerin de bu şehirde yaşadıklarını belirtmektedir. Evliya’nın Üsküp’te bulunuşu 17. yüzyılın ikinci yarısının ilk çeyreğini kapsayan yıllardır. Evliya, Üsküp’ün nasıl bir Osmanlı şehri olduğunu çok güzel bir dille ifade ederek Balkanlarda en muazzam şehirlerden biri olduğunu önümüze sermektedir.

1683 senesinde Kara Mustafa Paşa kumandasındaki Türk ordularının Viyana’yı kuşatmasından sonra, kuşatmanın uzaması, mevsimin kış olması dolayısıyla Türk askerlerinin bizar olduğu sırada Polon, Bohum ve Alman orduları Papa’nın devamlı teşviki ile Avusturya’nın yardımına gelmişlerdir. Türk ordusu bozularak ve hezimete uğrayarak geri dönmeye mecbur bırakılmıştır. Bunu fırsat bilen Avusturya ordusu, Türk ordusunu takip ederek Macaristan ve Sırbistan’ı tedricen işgal etmişlerdir. Ardından 25 Ekim 1689 yılında General Pikolomini kumandasında Avusturya orduları Üsküp’ü işgal ederler. Dönemin  Üsküp muhafızı Mahmut Paşa, kuvvetinin yetersizliğinden ve yardımında gelmesinin mümkün olmadığından, diğer taraftan Üsküp’e gelen Avusturya ordusunun büyüklüğü ve arkasından yardımın geleceği kesin olduğundan Üsküp’ü terk etmek zorunda kalır. Üsküp’ü işgal eden Avusturya ordusu kumandanı Pikolomini, veba hastalğının yayıldığını bahane ederek 26 Ekim 1689 senesinde şehri tamamen yangına verir. Yangın esnasında Pikolomini Avusturya kralına gönderdiği mektubunda, Üsküp’ün Prag şehri kadar büyük ve yüz küsür bin haneden oluştuğunu yazar. Fakat kumandan da vebaya yakalanarak Prizren veya Priştine civarında can vererek Üsküp’ü yakmadaki cinayetin bedelini hayatıyla ödemiş olur. Yangının iki gün boyunca devam ettiğini kaynaklarda görmekteyiz.

Avusturya ordusunun Üsküp’ü işgalini fırsat bilen bazı yerli çapulcu Hristiyanlar ayaklanmaya başlarlar. Bu sırada Köprülüzadelerden Fazıl Mustafa Paşa Vezir-i A’zam olur. Hicri 1102 senesinde Kırım hanlarından Selim Giray Han’ın kumandasıyla yola çıkan ve Türkiye tarikiyle gelen, çoğunluğu Tatarlardan oluşan bir askeri grup Üsküp’ü güneyden feth ederler. Ayaklanmacılardan Karpoş isimli şahıs aynı yılda yakalanarak Üsküp Taşköprüsü’nde idam edilir.

Bu savaştan sonra Üsküp şehri açısından bir gerileme ve çökme söz konusudur. Ticaret eskisine oranla azalmıştır. Ayaklanmalar yavaş yavaş çoğalmaya başlamış, Türk ordusu da bunlarla uğraşmak zorunda kalmıştır. Bu yüzden Üsküp, 18. asır süresince eski görünümünü onarmaya çalışmış, adeta bir köy mesabesine düşmüştür. Fransız Ami Bue (1836), seyahatnamesinde Üsküp’ün 2000 haneden oluşan, 10.000 civarında nüfusu barındıran bir Türk şehri olduğunu zikretmektedir. Yirmi yıl sonra Üsküp’te nüfusun yirmi bine ulaştığı ve 4.470 hanenin olduğu söylenir.

Kamusu’l A’lam’da 19. yüzyılda Üsküp’te 4.000 hane ve 1.000 dükkan, 50 han, 50 fırın, 3 hamam ve cami ile medreselerin olduğunu ve ahalisinin 25.000 civarında bulunduğu belirtiliyor. 1873 yılında Üsküp-Selanik tren hattının açılmasıyla beaber, Üsküp’ün gelişmesinde büyük öneme sahiptir.

Vilayetlerin yine teşekkülünde, Hicri 1281 (1863) senelerinde Üsküp yine Sancak konumundadır. 1292 yılında ise Kosova vilayetinin merkezi olan Prizren’den Priştine’ye ve Eylül 1305 (1887-88) senesinde de Üsküp’e nakledilmiştir. Bu vilayet Üsküp, Priştine, Prizren, İpek ve Taşlıca Sancaklarından oluşuyordu. Vilayetin mülki, idari, adli, mali, maarif gibi her türlü teşkilatı vardı. Vilayetin nüfusu 857.419 olup, İpek ve Prizren Sancaklarının nüfusu tamamıyla kaydedilmeyip 510.789’u Müslüman, 346.630’u diğer dinlere mensuptur.

1314 (1896-97) yılına ait Kosova Vilayet Salnamasi’nde, merkez Üsküp başta olmak üzere, vilayetleri; Prizren, Yeni Pazar, Priştine, İpek ve Taşlıca sancaklarından müteşekkil idi. Şehir özellikle 2. Abdülhamid döneminde epey değişikliğe uğramış, vilayet merkezi olduktan sonra nüfusu artmış, şehir ma’mur hale gelmiştir. Bu tarihte Üsküp kazasında ki nüfusun 65.000 olduğunu, bunların 36.000’i Müslüman, 6.320’si Rum, 31.683’ü Bulgar, 727’si Yahudi. 24’ü Latin ve geriye kalanların ise yabancı olduğunu görebilmekteyiz. Ayrıca 1896’da Üsküp’te iki hükümet konağı, 32 cami, 17 mescid, 8 medrese, 4 kilise, 1 havra, 17 Müslim, 17 gayri müslim okulu, 44 han, 2 demiryolu istasyonu, 32 çeşme ve 1410 dükkanın olduğunu tespit etmek mümkündür.

1893 yılında VMRO (Makedon Devrimci Örgütü) partisi kuruluyor. Bu partinin tek gayesi, Osmanlı’nın itibarını zedeleyip ve Balkanlar’daki gücünü ve hakimiyetini zayıflatmaktı. Bu konuda az da olsa başarılı oldukları söylenebilir. Ayaklanmalar ve grevler çoğalmaya başlamıştır. 1910 yılında Üsküp’te ‘’ Sosyalist Partisi’’ ve onun yaygın organı olan ‘’ Sosyalist Şafak’’ dergisi yayınlanmaktaydı.

Bu tarihlerden sonra Osmanlı, Üsküp ve civarında bulunan bölgelerde, hakimiyetini ve konumunu kaybetmeye başlamıştır.

Selam ve dua ile. Devam edecek…

ATAULLAH RAMADAN - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.