Ali Tarık PARLAKIŞIK
Ali Tarık PARLAKIŞIK
Kolay-Kolay - 3
19 Kasım 2020 Perşembe / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
Yine Leibniz’den: 
 
“İtiraf etmek isterim ki Tanrı’nın gayelerini ve niyetlerini sınırlandırmak istediğimizde kendimizi kandırmakla karşı karşıya kalırız; ama bu sadece, Tanrı’nın gaye ve niyetlerini özel/tek bir amaçla -bu amaca, her şeyi göz önünde tutmak yerine tek bir şeye odaklanarak sahip olduğunu zannederek- sınırlandırmak istediğimizde olur; keza, Tanrı’nın dünyayı sadece bizim için yarattığına inandığımız da da, her ne kadar onu tamamen bizim için yarattığı, kainatta bizimle ilgili olmayan ve ... Tanrı’nın bizi gözetip kollamasıyla bağdaşmayan hiçbir şey bulunmadığı çok doğru olsa da, bu büyük bir suistimaldir. Bu itibarla, Tanrı’nın eserlerinden gelen veya onlardan sonuç olarak çıkan herhangi bir iyi etki ya da herhangi bir mükemmellik gördüğümüzde, bunun Tanrı tarafından öngörülmüş olduğunu emin bir dille söyleyebiliriz. Çünkü Tanrı hiçbir şeyi tesadüfen yapmaz ve bazen iyi olanı gerçekleştirmeyi ıskalayan bize de benzemez. Bu nedenledir ki hükümdarların planlarında bulunandan hayli fazla incelikler gören kraldan çok kralcı siyasetçilerin yaptığı gibi ya da inceledikleri yazard fazlasıyla alimane fikir arayıp bulan yorumcuların yaptığı gibi bunda yanılmak şöyle dursun, bu sonsuz hikmete atfedilecek hiçbir fikri derinlik aşırı olmayacaktır ve insanın tasdik etmekle yetindiğinde hata yapmaktan korkmasına bundan daha az mahal veren başka bir husus da yoktur, yeter ki burada Tanrı’nın hedeflerini sınırlayan inkârcı hükümlerden sakınılsın.” (Gottfried Wilhelm Leibniz; Monadoloji Metafizik Üzerine Konuşma; çev. Doç. Dr. Atakan Altınörs; sf. 94-95; Bilge Kültür Sanat Yayın; 2011)
Beğenin veya beğenmeyin, hoşunuza gitsin veya gitmesin, keyfiniz yerine gelsin veya gelmesin bütün bütün ayetlerle dolu her bir tarafımız. Herkes ulaşabildiği delil ile Allah’a ulaşır, herkes ulaşabildiği delil ile Allah’a muhtaç. Gören, bilen, anlayan, ağlayan, titreyen, ıstırap çeken için elimizin altı da delil üstü de.
 
Müceddid-i Elf-i Sani" İmam Rabbani'nin dediği gibi:
 
 "Allah’ı delilsiz, vesilesiz olarak tanıdım. Daha doğrusu, delilleri, Allah vasıtası ile tanıdım. Çünkü, her şeyin delili, her şeyin varlığını gösteren O’nun varlığıdır. O’nu gösteren bir şey yoktur. Çünkü delil olanın, gösterenin, gösterilenden daha çok meydanda olması lazımdır. O’ndan daha açık olan ne vardır? Zira, eşya ancak O’nunla ve O’ndan zahir olmaktadır. O, kendini de, her şeyi de göstermektedir. Bunun içindir ki, Rabbimi, Rabbim vasıtası ile tanıdım ve her şeyi O’nunla tanıdım, deriz.”
 
Bilenler bilir, Müceddidiyye ve Müceddidiler; kalpsiz, ruhsuz, sevgisiz, aşksız, adi, geçici, kof, iğrenç, kokmuş, tefessüh meraklısı Dünya'nın nefes alabilme imkanlarıdır. Müceddidiler, zindan gibi bu mekana biraz olsun dayanabilme ve tahammül gücüdür...
 
Müzmin Yahudi Franz’ın da dediği gibi, sahi ne kadar da haklı: “Bu dünya için paçalarını sıvaman çok gülünç.”
 
Temel boşluk için gayet güzel bir örnek: İnsanlar birlikte yaşamaya takıntılıdırlar, halbuki birlikte yaşamanın olmadığı yerde birlikte ölebilmenin imkanlarını yaratmak gerekir ve birlikte ölebilmenin yolunu bulmak da bir elde etme işidir, nihayetinde birlikte yaşama ile birlikte ölebilme aynı değere sahiptir, sonuç çözüm çözümsüzlükte. Hiçbir mana kalmaz bu noktada, manasızlık heşeyi kuşatmış bir haldedir, geçmiş olsun, ama geçmez de. Bütünlüklü olarak parçalarından sıyrılarak topyekün bir sorgulama ile karşı karşıyayızdır.
 
Şiddeti yüksek olanın ıstırabı da çetin olur. Her yönü ile intizamlı hazırlanmış akademik bir metnin okunup-anlaşılması uzun saatler alır ve terletir, güzel bir kadının sebep olduğu hüzün kolay kolay dinmez.
 
Çizgimiz  boyunca ifadelerimizden biri şu idi: 
 
Bazı günahlar gerçekten kişisel boyutta kalmıyor. Hafif meşrep tek bir kadın, bir erkeğin bütün kadınlara olan güvenini sarsabiliyor. Ve şehvet düşkünü tek bir erkek, bir kadının bütün erkeklere olan güvenini hiç edebiliyor.
Tafsilatı geniş ama vakit olarak şu an erken olduğu için niyetlenmiyoruz bile. 
 
Bir ayet: “Kötü kadınlar, kötü erkeklere, kötü erkekler ise kötü kadınlara; temiz kadınlar temiz erkeklere, temiz erkekler de temiz kadınlara yaraşır. İşte bu temiz olan, (iftiracıların) söylediklerinden çok uzaktırlar. Kendileri için bağışlanma ve güzel bir rızık vardır.” (Nur Suresi/26)
 
Çizgimiz boyunca ifadelerimizden ve en önemli noktalardan biri de şöyle idi:
 
Kimileri sever ve kavuşur, kimileri sever ve kavuşamaz. Kimilerinin yüzü güler, kimilerinin gözyaşları kurur. Kimileri maddi refah içinde yaşar, kimileri bir aileyi ayakta tutmak için ayakta tutamayacağı paraya eyvallah eder. Kimileri mutludur kimileri, mutluluğu istemekten yorgun. Kimileri her an yükselir, kimileri her daim düşüşte. Dünyada iki kutuplu görüngüler sürekli olmaktadır, birileri pozitife meyillidir, birileri de negatife meyilli. Nispetine göre bunu açıklamak için farklı kavramlar, kelimeler kullanıldığını biliyoruz. Ama hepsinin ortak düşündürdüğü olmayan bir eşitliğin/yayılımın varlığıdır. Yani Dünyada sürekli bir eşit olmama/uğraşma/gurbet/didinme/çalışma/elde edip-edememe/var ve yok/iyi ve kötü/güzel ve kötü meselesi vardır. Bunun olması, “Kesindir.” Diyebiliriz. (Bu kesinliği tartışmaya açmak için bu dem uygun değildir, başka bir demin meselesidir.) Bu kesinlik, kesinlikle var ise, demek oluyor ki: İkincilerin yüzü suyu hürmetine birinciler rahattır, ikincilerin acıları birincilerin şifalarıdır. Bazıları kötü durumları üstlenmeli, diğerlerinin iyi olanları yaşaması için. Eğer mekanımızda, farklılıklar bir arada olmak zorunda, diye düşünülüyorsa ve eğer, bu hal olmak zorunda, şeklinde düşünülüyorsa, bu zorunluluk içerisinde birincilerin iyiliğini sağlayan ikincilerin kötülüğüdür. Dünyanın müthiş ıstıraplarından bir ıstırap daha. Bunu reddedenlerin imtihan/çalışmak/eşitlik/adalet/kader/katlanma/elden geleni yapma... gibi kelime, kavram, tabir ve yaklaşımlarını daha netleştirerek açıklamaları gerekir. Bu, namümkündür...
 
Tafsilatı alabildiğince geniş, çıkarımları olabildiğince fazla ve mevzu olarak gerçekten çok mühim bir mihenk olmasına rağmen vakti henüz gelmemiş olduğundan “derinlemesine” şimdilik, şu anda, hemen deşmiyoruz ve “nasibini bekleyen” mesele üstü bir mesele olarak kenarda tutmuş olalım. 
 
Bir ayet: “Biz, böylece onların bir kısmını bir kısmıyla denedik ki: Aramızdan Allah bunlara mı lütfetti? Desinler. Allah; şükredenleri daha iyi bilen değil midir?” (Enam Suresi/53)
 
Bazısını bazısıyla, kimini kimiyle, bir kısmını bir kısmıyla denedin ve deniyorsun Ya Rabbi... Bütün bedenimizle biliyor, inanıyor, iman ediyoruz... Bir musafaha mesafesindekilerle de, hiçbir zaman görmediğimiz ve göremeyeceklerimizle de deniyorsun Ya Rabb... Şahidiz... Şahidim... Tahmin ve planlama yapamıyoruz ama görüyor, biliyor ve inanç duyuyorum Ya Rabb... 
 
An’a bakıyoruz, ve tam biz baktığımız sırada o yerini bir başka an’a bırakıyor. Bir an geliyor ve gidiyor. Sonra yeni bir an geliyor ve gidiyor. Her an farklı ve haliyle gelen bir an gidiyor diyemiyorum. Ama hep bir “kaybolma” durumu “genelgeçer” olan halinde... An üzerinde bu kadar düşünürken bir an zihnimin hastalanıp cinnet geçirecek gibi olduğunu görüyorum.
 
Çoğunlukla tercih ettiğim rahat bir koltukta yayıla yayıla ve gevşeyerek oturmaktır. Ve tabii ayağa kalkma isteği taşımadan... Rahat koltuk, bir minder de olabilir, bir sunta da olabilir ve varoşların ölüm kokulu çocuklarının adımladıkları bir soğuk kaldırım taşı da olabilir. Bu rahat koltuk ihtimalellerinden birini elime geçirdiğimde kafam düşünmeye, zevk almaya ve raks etmeye müsait olmalı daha doğrusu müsait hale getirmeme gerekir. En harika buluşlarımı bu şekilde hiçbir işe yaramadan ve hiçbir baltaya sap olmadan ve derin bir iç rahatlığı ile gevşerkenki bir vaziyette yaparım gerçekleştiririm. 
 
O yüzden gayri-Alman filozofun esasta bana musallat olmaya çalıştığını düşünürüm hep: “İşte elimdesin, nihilist! Kıçının üstünde oturmak, kutsal ruha karşı işlenmiş bir günahtır özellikle. Yalnızca dolaşan düşüncelerin değeri vardır.” (Friedrich Nietzche; Putların Alacakaranlığı; sf. 8-9; çev. Mustafa Tüzel; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları; 2010) Ve kendisine gönül rahatlığı ile tüm içtenliğimle avuç dolusu teşekkür edip, bu nekahet barındıran durumu bir başkası fark edemezdi, diye haber salasım gelir. 
 
Aforizma yazarlarını potansiyel suçlu adayları olarak görmemek lazımdır ve dahi onların her biri birer De facto suçlular olarak görülmelidir. Onların aforizmaları kanunların karşısında suçlu olarak ayakta bekletilen suçluların silahlarına, intikam planları ile eşdeğerdir. Ellerindeki kalemleri aldığınız takdirde, içlerinden/kalplerinden/en derinlerinden nasıl vahşi birer melankolik çıkacağını gözlemleyebilirsiniz. Aforizma yazarlarının hedeflerindekini tek hamlede nefessiz bırakmamalarının ve bu yolla katil olmamalarının tek sebebi, aforizmaları ile bir hamlede insanlığı intikama, öçe, kutsal kine ve kutsal nefrete bulamalarındandır.
 
Eşya ya lojik ya illojik ya da anlojiktir. Belki de hayatın en naif tarafları anlojik niteliklerde değil mi? 
 
Zevk ve hobi sahibi olmak yaşamayı seven ve vakti çok olanlara mahsustur. Zamanı iyi kullanmayı bilenleri de unutmamak gerekir. Nefes alışverişinden dahi yorulanların, hobi sahibi olmaları hak etmedikleri bir lükstür ve kendini yetiştirmek gibi (boş) işlere ayıracak “zamanları” ve takatleri dahi yoktur onların. 
 
Bir zani, bir alçak, bir namussuz, bir terörist kadar şansı olmayan insanların zevk ve hobilere ayıracak enerjileri yoktur...
 
Dünyanın gerçekliği şu: aldatmak, yalan söylemek, kandırmak, sevmemek, sevilmemek, şehvet-doyum-cinsellik-haz peşinde koşmak, menfaatlere tapmak, çalmak, soymak, yarı yolda bırakmak, yüz üstü bırakmak, acıları çoğaltmak, idealleri-değerleri-dinleri-vs. Kullanmak-yontmak-vs...
 
Açık konuşalım, bunların tamamı burasının gerçekliğidir, kendi içinde güzeldir, bunların peşi sıra gidenlerin yüzü güler ve şansları her zaman artar, bunların peşinde olanlara verilen şanslar her zaman sınırsızdır, kaybetmezler.
 
Gerçek olanları değil de, hakikat bahsine girecek olursak (ki, lanet olsun ne yazık ki, hep orada kalmaya çabalıyoruz) işler biraz değişiyor. Mevzuumuz hep o olduğu için tekrardan yeni bir girişe ihtiyaç ve mecal yok ama dünya, varlık, his, duygu, vahdet, vücut, süreç, algı, akt ve diğer noktalardan devam edeceğiz/ediyoruz.. 
 
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.