Ali Tarık PARLAKIŞIK
Ali Tarık PARLAKIŞIK
Çizgiler halinde - 6
25 Haziran 2020 Perşembe / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
İlim, olanları olduğu biçimde idrak edebilme endişesinin ifadesi.
*
Kesrette vahdet umdesi sebebi ile insana tek uygun hayatın, İslami hayat umdelerine göre olduğu aşikârdır.
*
Kavramları, kelimeleri, misalleri, fikirleri, olayları, olguları konumlandırmanın ve çözümlemenin bizim için ehemmiyeti nedir? 
*
Tanımada ve tanımlamadan herhangi bir konuda söz söylememiz doğru mudur? 
*
Hayranlık, hayran olmak, keşif, kaşiflik, keşfetmek: Amaç üstü amaç. Hedefin yolu. 
*
Merak: Başlangıç.
*
Gerçeklerden korkanların doğrudan göze çarpan özellikleri bildiklerinden daha fazla biliyor olduklarına inanmalarıdır. Hakikat, keşfedenleri hayret, acziyet, şaşkınlık, çile, mahcubiyet, muştu, sevinç, keder içerisinde bırakır. Korku, hakikatten nasipsizlik üzerine ise insanı yıkıma götürür ama insani seviyede ise insana zevk, fayda, çıkış yolu verir. Hakikat bu… Öbür taraftan gerçeğin pürüzsüz bir şekilde aşikar olduğu yerde gerçekten yana olanlar korkarsa, adalet terazisine haksızlık bulaştırmış olurlar. 
*
“Hayatın içinden” ifadesi muğlak ve manasız bir ifadedir. İnsana dair olan hiçbir şey hayatın içinden değildir, değildir. İnsanların konuşabildiği, düşünebildiği, tasarlayabildiği her şey hayatın içindendir. Hayatın içinden görülmeyenler, geniş kitlelerin gündemlerinde yer işgal etmiyor olabilir, pratik bir getirisi olmayabilir, faydası olmayabilir. Bir şeyin hayat ile ilişkisini, hayatın içinden oluşu belirleyen de bunlar değildir zaten. Ne kadar lüzumsuz ve mantıksal tutarlılığı olmasa dahi, insandan olan, hayattandır. İnsani plan her şey faydasız bile olsa insanidir, insani olan her şey hayata dahildir, faydasız olanın faydasızlığı ve faydasız olanın faydasızlığını imha; hepsi de hayata dahildir, hayatın içindendir. Hayatın içinden olmayan hiçbir şeyi insanlar konuşamazlar. (Tekrarla:) Bir şeyin gereksiz olması veya olmaması ile hayat ile ilgili olması veya olmaması farklı şeylerdir, karıştırılmaması gereken şeylerdir ve öte yandan nazari berraklığı örten şeylerdir. 
*
“Hayata dair” şeklinde ifa edilen bahislerin çoğunda ima edilen, felsefi, tefekküri olarak ‘hayat’ ile ilgili ya da pratik olarak hayatın anları veya seyri ile ilgilidir.
*
Değişimden mülhem; inkılâp, ihtilal, tâdil, tegayyür, tahavvül, kalb, tahvil, istihale kelimelerini de göz önüne almamız gerekmez mi?
*
Değişimin, değişmenin, değiştirmenin içeriğinden, gerekliliğinden, lüzumundan bahis açmak da felsefeye dahildir. Ve dahi yorumlamaktır. Dünyanın değişmesi bir inanç, ihtiyaç, istek, arzu, gereklilik, hedeftir vs.dir. Yorumlamak ve değiştirmek zıt unsurlar değildir. Değiştirmek isteğinin kesin sonucu değiştirmek değildir. Yorumlamak, değişikliğe engel değildir. Değiştirmek istediği bir yorumdur, değişmek ve değiştirmek isteği bir yoruma tabiidir. Yorum, bir idrak, algılama ve değişim isteğidir. İçiçe mevzulardır. Marx’ın vurgusu eksik ve yetersizdir.
*
Sanat; bir insan topluluğunun, var olduğunu, sesinin çıktığını gösteren en veciz bir yoldur. Sanat için mücerret ve müşhhas her 'cehd' içinde, estetik tarafı mevcut, anlattığı bir meselesi olan, bir sürü ifadeyi düzenli, nizamlı bir halde sunan bir mana taşır. Yani... Sanat; duyguları, hisleri gizli veya aşikar dışa vuran, subjektif çağrışımları olan, determinist ilişkiler ile yarı-bağlı bir ilişkisi mevcut bir insani uğraş alanıdır.
*
Hayal dünyasına kaçmak bir savunma mekanizmasıdır... Hayal kurmak ücretsizdir, paha biçilemezdir, ölümle hayat arasında gidip gelmenin var olmak boyutudur... 
*
Umut ışığının puslu olduğu anlarda insan; ya ağlar ya hayal kurar ya yok oluşu düşünür ya da kendini kandırır... En kötüsü, kendini kandırmak olsa gerek. En iyisi, kişiden kişiye göre değişir. Ağlamak ile yok oluşu düşünmenin ayrı zevki varsa da hayal kurmak sanki biraz da psikologların fantezi dünyası(na sığınmak) dedikleri şeye yakın olduğundan insanı kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede bulutların üstünde gezintiye çıkartır.
*
İntikam bizi var kılar. İntikam, unutulmaya gelmez. İntikam her zaman yeni açmış yaşamın meyveleridir. İntikam talep edilmez, intikam alınır, intikam istenir. Sevmenin intikamı sevmek ve daha çok sevmek; sevmemenin intikamı unutmak. İntikam hissinden yoksunluk, ezilmek; intikama tapıcılık, hedefsizlik ve yoksunluk. İntikamın kendisi, normal olan.
*
Tarih ve vatan: Müddeilerin müddeisidir, kayıt altına almadıkları tek bir nokta dahi yoktur. 
*
Kadim: Çok eski zamanlara ait, eski, atik ile daimi gibi manaları ihtiva eden kadimde tecrübeler, fikirler vs. vardır.
*
Gelenek: Bir toplulukta zaman içerisinde meydana gelen kültür birikiminin neticesi olan muaşerete, inanç, bilgi, kurum, değer vs. nesilden nesle aktarılan ve o topluluk için aidiyet unsuru bulunan her şey.
*
Kültür: Bir topluluğun fertlerinin sahip oldukları meseleleri ve olayları karşılayan duyuş, duyum, tefekkür ve nazari usulleri ile tarih içinde meydana gelen fikir ve sanat verimleri ve değer hükümlerinin bütünü gibi tanımlamalarla lügatlerde geçen kültür, geleneği de belki çağrıştıran örgüsel bir görünüm arz ediyor. Duyum örgüsü.
*
“Seviyorum.” kadar olmasa da dillendirmesi zor ifadeler pek çoktur.
*
Sevilenin elinin yumuşaklığının, masum ve özendirici görüntüsünün, baş döndürücülüğü seven için rahmettir. Seven, özendirici masumluğa sahip o yumuşaklığın içinde kaybolmak ister. 
*
Sevgide vefa derin, narin ve bucaksızdır. Seven, sevdiğine, sevdiğini çıtlatmaktan korkması, sevenin sevgisine güveninin olmamasıdır. Sevgi güveni, itimadı, aşkı, yakınlığı, sükûnu, birlikteliği, iç huzuru beraberinde getirir. Ve aşk, felsefesi yapılacak en ulvi değerlerden biridir ve felsefe, aşksız olmaz ve insan, aşksız yaşayamaz ve felsefe, insana muhtaçtır. 
*
Zamanı gelmiş bir fikri, niteliğine değer bir şekilde ortaya sürmeyenler fırsatları kaçıranlardır. Suçludurlar! İnsan içine çıkamayacak hale gelene kadar rezil edilmeleri gerekir!
*
“Sarp Yokuş” nedir? 
*
Alak Suresi'nin ilk ayetleri vahyedilince, Hz. Peygamber'in şaşkınlığına binaen, Hz. Hatice'nin, Allah'ın, Peygamberini mahcup etmeyeceğinin sebepleri olarak (Ahmed bin Hanbel'in rivayetine göre) şunları sayıyor: (Hz. Muhammed'in) sözüne sadık bir adam olması, akrabalık bağlarını gözetmesi, kimsesizleri koruması, konuğa ikram etmesi, haklının hakkını almasına yardım etmesi.
*
İman etme durumu mevcut ise eğer; iman eden ve iman edilen de olmak zorundadır. Haliyle bu ikisi arasında bir ilişki de olmalıdır ve vahiy, ibadet, sünnetullah vs. hep bu ilişki ile ilgilidir. İman, epistemolojinin konusu olursa süje-obje ilişkisi devreye girer ve imanın doğması için ilgi-şüphe-zan-inanç-iman safhalarının oluşması gerekir. 
*
“Fenomenlerden kalkan ve formel olamyan bir ontolojinin yalnız varlığın türlerini, “varolan”da temel olanı, yani varlığın belirlenim ilkeleri olan “kategori”leri göstermesi yetmez; ontolojinin betime dayanan tanımında sözü edilen varlık tarzlarını da incelemesi gerekir. Ontolojide varlık tarzları: olanak, gerçeklik, zorunluluk, rastlantısallık, olanaksızlık ve gerçek olmamadır.” (Takiyettin Mengüşoğlu; Felsefeye Giriş; sf. 166; Doğu Batı Yayınları; 2013; Ankara)
*
“Kartezyen paradigmada rasyonalist (akılcı) felsefeciler ideaların nihayetinde zihin tarafından üretildiğini savunur. Empirist (Görgülcü) felsefeciler ise zihne, dış dünya ile yaşantı-deneyim sonucu taşındığını iddia ederler. " (Sibel A. Arkonaç; Psikolojide Bilginin Eleştirel Arkaplanı; sf. 35; Hiperlink Yayınları; 2015; İstanbul)
*
“Duyguların Tanımı Olmaz: Belli bir duyguyu hiç yaşamamış bir kimseye o duyguyu tanımlamak olanaksızdır. Hiç aşık olmayan birisine aşkın ne olduğunu tanımlamak olanaksızdır; çünkü onun ne olduğunu anlayamaz; çünkü onu yaşamamıştır. Hatta aşkı yaşamış birisine bile aşk duygusunu tanımlayamayız; çünkü bu duygu bireysel, yani özneldir ve tanımlanamaz.” (A. Kadir Çüçen; Klasik Mantık; sf.95; Sentez Yayım ve Dağıtım; 2012; İstanbul)
*
Nesneleri aktif yapan, içlerine gömülü olan niyettir. Tartışmasız her nesne, içine gömülü bir niyet taşır; ama bu niyet bazı nesnelerde pasiftir/olmuş bitmiştir. Bazılarında ise aktif olarak kendini gösterir. Örneğin oturduğumuz bir sandalyenin mevcut tasarımı, ona rahatça oturmamızı sağlamaya dönüktür. O zaman sandalyede gömülü olan niyet, ‘rahatça oturmayı’ sağlamaktır. Ama sandalye, bizimle ilişkisinde pasiftir. Zira biz, sandalyeye varlığının ötesinde bir anlam/değer yükleyemeyiz. Ama hayatımıza giren bütün nesnelerin böyle olmadığını biliriz. İster Kur'an ayeti olarak yeryüzüne serpiştirilmiş işaretler olarak alınsın Kur'an, insanı etkileyerek yönlendiren aktif nesnelere ‘ayet’ adını vermektedir. (Şaban Ali Düzgün; Dini Anlama Kılavuzu; sf. 55; OTTO Yayınları; 2017; Ankara)
 
ALİ TARIK PARLAKIŞIK - GÜNCEL ANALİZ
YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.