22. ve 23. Dönem Milletvekili Metin KAŞIKOĞLU
22. ve 23. Dönem Milletvekili Metin KAŞIKOĞLU
Aldatmaca
26 Ocak 2021 Salı / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar
 

İstanbul’da savcı, başsavcı vekili ve özellikle başsavcı olarak görev yaptığı dönemlerde tartışmalı pek çok kararda dahli bulunan İrfan Fidan, 27 Kasım 2020’de HSK tarafından Yargıtay’a üye olarak seçilir. Hukuk ve siyaset camiasında bu atama kimilerine göre, Berat Albayrak’ın istifası ile ilişkilendirilerek “İstanbul ekibinin tasfiyesi” ve “tenzili rütbe” olarak nitelendirilirken, kimi çevrelerce de başka amaçlara yönelik “makyajlama” çabası olarak görülmüştür. 

Yargıtay’da bu seçimin yankıları devam ederken, AYM’nin Yargıtay kontenjanından Ocak ayında boşalacak bir üyenin yerine, Yargıtay Genel Kurulu’nda 1 Aralık 2020 tarihinde yapılması gereken seçim, Covid-19 salgını gerekçe gösterilerek 17 Aralık 2020 tarihine ertelenmiştir. Anılan tarihlerde birçok parti il kongreleri, mitingler, toplantılar icra edilebilirken Yargıtay seçimleri salgın gerekçesi ile acaba neden ertelenmişti?

Çok geçmedi, bir gün sonra bunun da sebebi anlaşıldı. 2 Aralık 2020 günü henüz Yargıtay üyeliği mazbatasını dahi eline almamış, çiçeği burnunda, beş günlük Yargıtay üyesi İrfan Fidan, Yargıtay Genel Kurulu’nda oy kullanacak tüm daire başkan ve üyelerine gönderdiği bir mesajla, 17 Aralık 2020 tarihinde Yargıtay Genel Kurulu’nda Anayasa Mahkemesi Üyeliği için yapılacak seçimde aday olduğunu ilan etti. Böylelikle Yargıtay Üyeliğinin asıl amaca ulaşmak için bir aldatmacadan ibaret olduğu ve bir basamak olarak kullanıldığı ortaya çıkmış oldu. Anayasa Mahkemesi Üyeliğine adaylığını açıklayan İrfan Fidan, Yargıtay Üyeliği mazbatasını ise 11 Aralık 2020 tarihinde almıştır. Görüldüğü gibi üyelik açıklaması yaptığında resmen Yargıtay Üyesi dahi değildir.

Bu adaylık sonrasında hukuk ve siyaset camiasında fırtına koptu. İrfan Fidan’ın AYM üyesi yapılmak için Yargıtay üyesi yapıldığı, birçok adaylık potansiyeli bulunan Yargıtay Üyesine iktidar ortakları tarafından baskılar yapıldığı, bazı üyelerin adaylıklarının geri çektirileceği, seçimde İrfan Fidan’a oy verilmesi yönünde üyelere baskı ve yönlendirmelerin yapıldığı iddiaları havada uçuşuyordu adeta.

Olur muydu? Bu kadar ileri gidilebilir miydi? Yargıtay gibi köklü bir yüksek yargı kurumunda, yıllarını hukuka vermiş değerli hukukçuların bulunduğu bir kurumda, hukukun intiharı sayılabilecek böyle vahim bir durum olabilir miydi? Olur, tuz koktu artık diyen de vardı, yok artık, bu kadarına da cesaret edemezler diyen de.

17 Aralık’ta yapılacak seçimlere az zaman kala iddiaların bir kısmı doğrulanmaya başladı. Adaylığını önceden açıklayan iki üye Mikail Özdemir ve Şaban Kazdal adaylıklarını seçimden önce geri aldıklarını açıkladılar. Aday olması beklenen bazı isimlerin de adaylık müracaatında bulunmadıkları görüldü. Nihayet beklenen gün geldi ve yapılan seçimde adaylardan en çok oyu 107 oyla İrfan Fidan aldı. Diğer adaylardan Nevzat Özsoy 65 oy, Mustafa Erol 52 oy, Nazmiye Beyazıtoğlu Kuşçuoğlu 45 oy ve Mahmut Coşkun ise 35 oy aldılar. 21 oy zarfı boş çıktı, 15 oy da geçersiz sayıldı.

Seçim tarihinden 20 gün, mazbatasını aldıktan ise 6 gün sonra Yargıtay Genel Kurulu’nda yapılan seçimde İrfan Fidan, genel kurul üyelerinden en çoğunun oyunu alabilme başarısını gösterdi. Yargıtay Üyeleri ona oy verecek kadar, kendisini ne zaman, nasıl ve ne kadar tanımıştı? Seçilmiş mi yoksa seçtirilmiş miydi? Cevabı hiçbir zaman alınamayacak soruyu sormanın bir anlamı da yok aslında. Böyle bir sorunun muhatabı size ne cevap verebilir ki!

Önceki iddiaları hatırlayacak olursak, üyeler nezdinde iktidar çevrelerince yürütülen tam saha pres ve yakın markaj çalışmalarının sonuç verdiği tartışmasızdır. Yargıtay Genel Kurul Üyeleri, Anayasa Mahkemesi Üyeliğine gönderilecek kişi olarak yılların deneyimli hukukçuları yerine henüz mazbatasını alalı 6 gün olmuş bir hukukçuyu, kendilerine işaret edildiği üzere Cumhurbaşkanı’na en çok oy almış kişi olarak sunmayı tercih ettiler. Bunu da egemenliğin asıl sahibi millet adına yapmışlardı! En çok oyu almış üç aday olarak Cumhurbaşkanı’na teklif edilen isimler İrfan Fidan, Nevzat Özsoy ve Mustafa Erol oldu.

Seçimler sonrasında kamuoyunda haklı olarak yine bir infial havası oluşmuş ve tepkiler ardı ardına gelmeye başlamıştır. Muhalefet bunun yargıya ve hukuka büyük darbe vuracağını dillendirmekte, Cumhurbaşkanı’nın bu durumu göz önüne alarak İrfan Fidan’ı üyeliğe seçmemesini talep etmekte iken, ne Cumhurbaşkanı ne de iktidar kanadında bu eleştirilere cevap verilmiyor ve büyük bir sessizlik hali hüküm sürüyordu.

Aslında her kes her şeyin farkında idi. Hukuk ölüyordu, demokrasi ölüyordu, kuvvetler ayrılığı ölüyordu. Son nefeslerini vermekteydiler. Güçlü, bağımsız ve tarafsız hukuk devleti olmak birilerini çok rahatsız ediyor ve ayaklarına dolanıyordu. Hatta o kadar ileri gidildi ki, bu rahatsızlıklarını açık açık dile getirmekten dahi çekinmediler. AYM’nin kapatılması ve kaldırılmasını dahi ileri sürenler oldu iktidar cenahında.

Adım adım ileri sürülen her iddia gerçek oluyordu. Nitekim 22 Ocak 2021 tarihinde gece yarısı yayınlanan kararname ile Cumhurbaşkanı’nın kendisine önerilen üç aday içinde en çok oyu alan İrfan Fidan’ı AYM üyeliğine seçtiğini, tüm kamuoyu öğrenmiş oldu. Artık hiçbir şey şaşırtmıyordu bizleri. Her şey önceden planlandığı şekilde ilerliyordu. 1962 yılından bu yana Yargıtay kontenjanından AYM üyeliğine seçilen üyelerin Yargıtay’daki görev süreleri ortalama 9,5 yıl iken, ilk kez 20 günlük bir Yargıtay üyesi AYM üyesi olarak seçilmişti. Bundan sonra da AYM başkanı olursa şaşırır mıyız? Sanırım hepimizin vereceği cevap hayır olacaktır.

Anayasa üzerine çalışmaları ile tanınmış Prof. Dr. Kemal Gözler’in anayasa.gen.tr adresinde Türk Anayasa Hukuku Sitesinde 23 Ocak tarihli “Elveda Anayasa Mahkemesi”  adlı makalesine bir göz atmakta yarar var;

Aslında bir ülkede kuvvetler ayrılığına “elveda” dedikten sonra daha pek çok şeye “elveda” demek gerekiyor. Zira bütün anayasal sistem, bu ilke üzerine kuruludur.

İdare hukukunda asıl görevi yapmak için değil, bir başka amaçla yapılan atamalara “Düzmece Atamalar” denir. Yargıtay üyeliği bir “Atlama Tahtası” bir Basamak olarak kullanılmış ise ortada anayasa hukuku teorisinde “Anayasaya Karşı Hile” denen durumun olduğu düşünülebilir.

İrfan Fidan’ın AYM’ne üye seçilmesi, Anayasanın 146’ncı maddesinin sözüne uygundur; ama gelgelelim ruhuna aykırıdır. Anayasa hukukunda anayasanın yasakladığı bir sonuca yine anayasanın imkan verdiği usullerin kullanılarak ulaşılmasına “Anayasaya Karşı Hile”  denir.

Anayasa koyucu, AYM’ne herhangi Yargıtay veya Danıştay üyesinin değil, en tecrübeli, en liyakatli ve en ehliyetli üyelerden birini seçilmesini arzu etmiştir. Eğer böyle bir arzusu olmasaydı, Cumhurbaşkanına istediği Yargıtay üyesini atama yetkisini verirdi. Yargıtay üyeleri nasıl olup da henüz birlikte çalışmadıkları bu meslektaşları hakkında, böylesine kuvvetli bir kanaate sahip oldular?

Anayasal demokrasiyi ve hukuku ayaklar altına alan uygulamaların sıklıkla yaşandığı ve ardı arkasının kesilmeyeceği açıkça anlaşılan bir dönemde, demokrasi ve hukuk için sesimizi yükseltmek ve tüm kişi ve kurumları Anayasal Demokrasiyi korumak adına kendilerine tevdi edilen yetkilere uygun davranmalarını istemek, demokratik yollarla zorlamak, her Türk Vatandaşına düşen bir görevdir.

Birileri hukukun ve anayasanın içini boşaltıp demokrasiyi ortadan kaldırma yolunda emin adımlarla ilerlerken yapılması gereken; sırf kendi bekaları için bir araya gelen birbirlerine benzemezlerin oluşturdukları ittifaklara karşı, anayasal demokrasi ve hukuk devletini yeniden inşa etmek için, geçmişte oluşturulmuş suni gündemler ve ayrışmalardan süratle uzaklaşıp gelecek hedeflerinde buluşarak böl, parçala ve yut tuzağına düşmeden, her türlü hukuksuzluk ve kötülüğe karşı koyabilmek için güçleri birleştirmektir.

Aksi takdirde, Sayın Kemal Gözler’in ifade ettiği gibi, daha birçok şeye “elveda” demek zorunda kalabiliriz.

METİN KAŞIKOĞLU - GÜNCEL ANALİZ

 

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.