22. ve 23. Dönem Milletvekili Metin KAŞIKOĞLU
22. ve 23. Dönem Milletvekili Metin KAŞIKOĞLU
Vitrin Mankeni / Başörtülü Bacım
4 Ocak 2021 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

Tartışma, DEVA Partisi'nin 29.12.2020 tarihinde gerçekleştirilen 1. Olağan Büyük Kongresinde, Genel Başkan Sayın Ali Babacan’ın 28 Şubat zulmüne değinerek, bizzat bu zulme maruz kalıp ezilenlerin, bugün kendilerinin halka zulümde bulunup, ezmeye başladıklarını ifade etmesiyle başladı.

Konuşmanın bütünlüğüne bakıldığında Sayın Babacan’ın 28 Şubat dönemine geri dönüp, o kötü günleri ve kahramanlarını tekraren tartışmaya açmak niyetinin olmadığı, o günlerde zulme maruz kalmış, ezilmiş ve bunun acısını yaşamış insanların nasıl olup da bu gün zulmün ve baskının merkezi haline gelebildiklerini sorgulamak olduğu açık ve nettir.

2000’li Yıllarda ekonomik sorunların, adaletsizliklerin, baskıların olduğunu, askeri vesayetin hüküm sürdüğünü, kız kardeşinin ODTÜ’den başörtüsü nedeniyle üç kez uzaklaştırıldığını, bu acıları bizzat yaşadığını, (bu arada o acı günlerin tesiriyle ve karşısında oturmakta olan kız kardeşi ile de göz göze gelince sözler adeta boğazında düğümlenmiş ve ağlamamak için kendini zor tutmuştur) böylesine olumsuz bir iklime tepki olarak siyasete ilk kez girdiğini, çok başarılı çalışmalar yaptıklarını, ülke için önemli hizmetlerde bulunduğunu belirtmiştir.

Günümüzde ise, dünün acı ve çileli günlerini yaşayıp ezilenlerin, bu gün iktidar gücünü eline geçirince aynı baskı ve zulmün merkezi haline geldiklerini ve başka kesimleri ezmeye başladıklarını, ezilmenin ne demek olduğunu bilenlerin başkasını ezmemesi gerektiğini, bu kötü yönetim nedeniyle ülke olarak fakirleştiğimizi, buna sessiz kalmamak için yeni bir parti ve yeni bir anlayış ile arkadaşları ile millete hizmet için tekrar yola çıktığını ifade etmiştir.

Konuşmanın bu bölümü, gerek iktidar tarafında gerek muhalefet tarafında çokça tartışıldı.

İktidar yanlısı çevrelerce Sayın Babacan; bu acıları yaşayan biri olarak, bu acılara son veren bir siyasi partiden neden ayrılıp yeni parti kurduğu ve böylelikle neden davaya zarar verdiği anlayışı çerçevesinde eleştirilmiş,

Muhalefet tarafından da; onca haksızlık, hırsızlık, yolsuzluk ve adaletsizlik varken hala başörtüsü siyaseti yapmakla eleştiriye maruz kalmıştır.

Sayın Babacan’ın bu çıkışı önemlidir.

Ezilenler olarak, yıllarca demokrasinin sağladığı imkanlar içinde uğraşıp didinerek iktidara gelenlerin, yaşadıkları zulümleri ve ezilmişliklerini unutup, aynısını toplumun değişik kesimlerine yapıyor olmalarını, uzun yıllar birlikte yol yürüdükleri arkadaşlarının nasıl zalimlere dönüştüklerini, topluma nasıl ağır baskılarda bulunduklarını, demokrasiden uzaklaşıp baskı rejimi oluşturduklarını, iktidarın kötü yönetimi nedeniyle ülke olarak felakete sürüklendiğimizi yüksek sesle yüzlerine haykırmıştır.

Bu aynı zamanda, neden iktidar içinde kalmadıkları, neden yeni bir parti kurdukları sorusunun da cevabıydı aslında.

Derken, eski Devlet Bakanlarından Fikri Sağlar çıktı birdenbire ortaya. Bir televizyon programında türbana ilişkin, 28 Şubat süreci aktörlerini aratmayacak son derece itici, gerici, yobaz bir açıklama yaptı. Türkiye’de “türbanlı hakimlerin adil olacağından kuşku duyduğunu, iktidar olunca bunlarla ilgili gereklerini yapacakları” gibi ipe sapa gelmeyecek açıklamalarda bulundu.

Toplumun büyük bir bölümünde de bu sözler aşırı tepki ile karşılandı. O yayında yer almış olan Deva Partisi Hukuk Politikaları Başkanı Sayın Mustafa Yeneroğlu da bizzat yayın esnasında Fikri Sağlar’a karşı şiddetle tepki göstermişti.

Lakin, ekonomideki yaşanan sıkıntılar, adaletsizlikler, yolsuzluklar, haksızlıklar, özgürlük alanlarının daraltılması ve oluşturulan baskı rejimi nedeniyle toplumun içine çıkmakta zorlanan iktidar için bu açıklama, adeta bir can suyu oldu.

İktidar tüm kademeleriyle, Fikri Sağlar’ın açıklamalarından yola çıkarak CHP aleyhinde başörtüsü ve türban üzerinden yeniden siyaset üretmenin dayanılmaz hafifliğini yaşıyordu. Dört elle sarılmışlardı türbana.

Fakat çok uzun sürmedi.

CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, çok sert bir açıklama ile Fikri Sağlar’ı eleştirdi ve başörtüsü ile ilgili olarak bu tartışmaların geçmişte kaldığını, hakimlerin başörtüsüne değil, karar verirken adil olup olmadıklarına bakmak gerektiğini ifade ederek, iktidarın elinden adeta oyuncağını alıverdi.

Sayın Kılıçdaroğlu’ nun bu açıklamasının değeri, ileriki zamanlarda daha iyi anlaşılacaktır. CHP adına küçük, birlik, beraberlik, huzur ve barış adına ise dev bir adımdır yaptığı açıklama.

Elinden oyuncağı alınan çocuk durumuna düşen iktidar ise, hiç de beklemedikleri anlaşılan bu açıklama karşısında oldukça bocaladılar. Öyle ya, toplum içine çıkamaz bir durumdayken ve sorunlarla baş etmekte zorlandıkları bir anda, zahmetsizce oy devşirecekleri bir alan kendilerine tam açılmışken, birden kapanıvermişti. İktidarın hevesi kursağında kalmıştı. Çok öfkelenmişlerdi. Öfkenin ağırlığı, Cumhurbaşkanı’nın sözlerinden açıkça anlaşılıyordu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Kılıçdaroğlu’ nun yaptığı açıklama ile ilgili olarak, “yanınıza değil iki başörtülü, yirmi tane de başörtülü alsanız bir değeri olmaz, milleti aldatamazsınız, oy almak için başörtülü birkaç kişiyi vitrin mankeni gibi yanınıza getirip koymakla da milletimizi aldatamazsın.” dedi.

Çok öfkeli olduğu anlaşılıyordu.

Neden başörtüsünü savunuyor, Başörtülü Bacılarına ve haklarına sahip çıkıyordu ki, Kılıçdaroğlu?

Bütün dengesi bozulmuştu.

Konuşmasında zikrettiği “Vitrin Mankeni”  ifadesini, açıklama yaptığı anda Kılıçdaroğlu’nun yanında bulunan ve parti meclisi üyesi olan Sayın Sevgi Kılıç için yaptığı aşikârdı.

Tayyip Erdoğan’ın, Sayın Sevgi Kılıç’a karşı sarf ettiği “Vitrin Mankeni” ifadesi ile Sevgi hanım nezdinde aslında Ak Partili olmayan tüm başörtülü kadınlara hakaret ettiği ve aşağıladığı bir tablo ortaya çıkmış oldu. Bu söylem üzerine ciddi bir infial oluştu ve Tayyip Erdoğan, kadınlardan özür dilemeye davet edildi.

Görüldüğü üzere bu tartışma bir müddet daha devam edecektir. Lakin hem bu başörtüsüne karşı faşizanca bakış açısının, hem de bu konuyu istismar alanı olarak açık tutup bununla kötü yönetimlerini ve beceriksizlerini örtüp gizleyerek, ülkeyi felakete sürüklemekte olan iktidarın bilmesi gereken bir husus vardır. Suni tartışmaların ülkemize hiçbir faydası yok.

Milletimiz sahipsiz değil, akılsız değil, ne yaptığınızı, ne yapmakta olduğunuzu, ülkeyi ne hale getirdiğinizi, asgari ücrete zam yaparken farklı, köprülere zam yaparken farklı enflasyon oranlarını esas aldığınızı milletimiz artık daha net görebiliyor. 

Basın üzerinde oluşturulan baskı ve algı operasyonları ile iktidar tarafından milletimizden saklamaya çalışılan gerçekler, her gün biraz daha gün yüzüne çıkmakta.

Bu çağda hala bunları konuşuyor olmak utanç verici bir durum.

Güney Kore, Yapay Zeka’dan sonra şimdi de “Yapay Güneş” çalışmalarında önemli bir safhayı geride bıraktığını açıkladı kısa süre önce,

Biz ise neleri tartışıyoruz.

METİN KAŞIKOĞLU - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.