22. ve 23. Dönem Milletvekili Metin KAŞIKOĞLU
22. ve 23. Dönem Milletvekili Metin KAŞIKOĞLU
Herkes konuşacak
28 Aralık 2020 Pazartesi / namehaber@hotmail.com - Tüm Yazılar

 

Demokratik yönetimin en bariz özellikleri arasında, hukuk ve adalet, eşit yurttaşlık, milli iradenin egemenliği, düşünme ve düşündüğünü ifade edebilme hürriyeti ve basın özgürlüğü en başlarda gelmektedir. Bu özellikleri taşımayan, örselenmiş ve içi boşaltılmış kavramlar olarak bünyesinde barındıran yönetim modelleri, lafzen kendilerini demokratik olarak tanımlasa da özde maalesef demokrasiden bahsetmek mümkün olamaz.

Anayasamızda “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmü yer almaktadır. (AY 2. Madde)

Hukuk Devletlerinde Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. (AY 11. Madde)

Anayasa ile güvence altına alınmış en önemli haklardan biri düşünce ve kanaat hürriyetidir. Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir. Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatleri sebebiyle kınanamaz ve suçlanamaz. ( AY 25. Madde)

Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet Resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar (AY 26. Madde)

Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır. (AY 28. Madde)

Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak, milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla sınırlanabilir. (AY 34. Madde)

Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır. Siyasi partiler önceden izin almadan kurulurlar ve Anayasa ve kanun hükümleri içerisinde faaliyetlerini sürdürürler. (AY 68. Madde)

Hakimler, görevlerinde bağımsızdırlar; Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdanı kanaatlerine göre hüküm verirler. Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz. Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez. (AY 38. Madde)

Görüldüğü üzere mevcut Anayasamızda, girişte belirttiğimiz temel hak ve özgürlüklere ilişkin kurallara, ayrıntılı olarak yer verilmiştir. Lakin yasama çoğunluğunu ve yürütme erkini elinde bulunduran iktidar, HSK yapılanmasında elinde bulundurduğu güçle, yargı üzerinde de oldukça etkili olabilmektedir. İktidar, elinde bulundurduğu tüm bu güçleri kendi iktidarını tahkim etmek üzere kullanmaktan kaçınmamakta, muhalif tüm görüş ve düşüncelerin önüne ciddi engeller koymaktadır.

Son yıllarda bir çok insan KHK’lar ile yargı kararı olmaksızın işinden atılmış, mahkemelerde beraat eden kişiler görevlerine döndürülmemiş, seçilen belediye başkanları yine yargı kararı olmaksızın görevden alınıp yerlerine usule aykırı olarak kayyum atamaları yapılmış, bağımsız olarak karar veren bir çok hakim verdikleri kararlar nedeniyle görev yerleri değiştirilerek hakimlik teminatı görmezden gelinmiştir.

Yerel mahkemelerce AYM kararlarına uyulmamaktadır. Canımızı ve malımızı emanet ettiğimiz devletin İç işleri bakanı çıkıp, hakkında bir yargı kararı olmadan bir milletvekilini terörist olmakla itham edebilmiş, yetmemiş defalarca yargıyı göreve davet ettiklerini belirtmiştir. Diğer deyişle bakan kendisi bizzat yargılamayı yapmakta, karar vermekte ve infaz istemektedir. Anayasayı ihlal edenlerin bu gün hukuk reformundan bahsetmeleri trajikomik bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yine AY’ ya göre tarafsızlık yemini etmiş olan Partili Cumhurbaşkanı bizzat anayasaya aykırı davranmakta, yargıya AY’ ya aykırı olarak emir ve talimat olarak nitelendirilebilecek müdahalelerde bulunmaktan, Anayasa uyarınca herkesi bağlayan AİHM kararlarının iktidarlarını bağlamadığını ifade etmekten de çekinmemektedir.

Uğradıkları haksızlıkları dile getirmek için hak arama mücadelesi içindeki maden işçilerinin, baro başkanlarının, Kanal İstanbul projesi ile yerinden yurdundan edilecek kişilerin anayasal toplantı ve gösteri yapma hakları ihlal edilmiş ve bu haklardan mahrum bırakılmıştır. Pandemi gerekçe gösterilerek idare mahkemelerinin yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen baro seçimleri ertelenirken aynı gün Cumhurbaşkanı mitingler düzenleyip halka çay poşetleri atmış, il ve ilçe kongreleri icra edilebilmiştir.

Basın hürriyeti hakkının içi boşaltılmış, ana akım medyanın çok büyük bir bölümü iktidar yanlısı yayınlar yapmaya zorlanmış ve halkın haber alma özgürlüğü engellenmiştir.

Hazineden sorumlu bir bakanın sosyal medya platformundan bizzat duyurduğu istifa haberi maalesef ana akım yazılı ve görsel medya organlarınca üç gün süresince haber dahi yapılamamıştır. Havuz medyası olarak da anılan ana akım medyanın tel elden ve merkezden yönetildiğinin en açık kanıtı olan bu durumun bize gösterdiği net fotoğraf; iktidarın istemediği hiçbir olay ve gelişmenin ana akım medya tarafından haberleştirilemediği ve gerçeklerin halktan gizlenerek algı yönetimine hizmet edildiğidir. Dolayısı ile ülkemizde gerçek bir basın özgürlüğünden bahsedilemeyeceği aşikardır.

Diğer yandan ana akım medyada bu baskıya direnerek haber yapanlar veya özgür şekilde habercilik yapanlar hakkında hukuksuz bir takım uygulamalar yaşanmakta, kimi zaman ceza davaları açılmakta ve gazeteciler kanaatlerini açıkladıkları için hapse atılmakta veya işlerinden kovulması sağlanmaktadır.

Bağımsız ve tarafsız yayınlar yapması beklenen ve demokrasilerde dördüncü kuvvet olarak tanımlanan medyanın büyük bir bölümü tarafsızlıktan uzak bir biçimde iktidar partilerinin birer organı gibi hareket etmekte, yayınlarında diğer siyasi görüş temsilcilerine karşı iktidarın adeta avukatlıklarını yapmaktadırlar. Devlet yayın organı olan TRT dahi yalnızca iktidar yanlısı yayınlar yapmakta, diğer siyasal düşünce ve partilere ise yer vermemektedir.

Özel yayın organları da muhalif görüşlere yer verilmemesi konusunda baskı altında olup hiçbir muhalif görüşe yayınlarında yer verememektedirler. Aksi takdirde RTÜK gibi tamamen bağımsızlık ve tarafsızlığını yitirmiş kurullar aracılığı ile cezalandırılmakta ve ilan gibi temel gelirlerden mahrum bırakılmaktadır. Ya da medya sahipleri örtülü ve açık şekilde tehdit edilerek yayınlarına son verilmeleri sağlanabilmekte, ekranlar karartılabilmektedir.

Düşünme ve düşünceyi açıklama özgürlüğü alanında da durum maalesef hiç iç açıcı değildir. Halk üzerinde bir korku imparatorluğu oluşturulmuş, farklı düşünce taşıyıp açıklamada bulunanlar hakkında vatan haini, terörist, bölücü gibi son derece iddialı söylemler rahatlıkla ifade edilir hale gelmiştir.

Kendilerinden farklı düşünenleri vatan haini olarak tanımlayan bir anlayışın tezahürü olarak, kendilerine devletin koruyucusu misyonunu addeden bir kısım hastalıklı insanlar ise; ölüm listeleri hazırladıklarını, ilk fırsatta gereğini yerine getireceklerini, halkın karılarını, çocuklarını, kızlarını kendilerinden nasıl koruyacaklarını ifade eden aleni açıklamaları medya üzerinden dillendirmekten dahi çekinmemektedirler ve ellerini kollarını sallaya sallaya aramızda gezebilmektedir.

Ana akım medyayı bir şekilde kontrolüne almayı başaran iktidar son zamanlarda sosyal medyayı yasaklamak, insanların bu mecralar aracılığı ile gerçekleri öğrenmesini engellemek istemekte ve buna ilişkin yasayı çıkararak bu alandaki baskısını da arttırmaktadır. Sırf iktidarı eleştirdi diye insanlar yaka paça gözaltına alınmakta, kamuya işe alımlarda sosyal medya paylaşımları taranmakta, iktidar aleyhine paylaşım yapanlar ise bu haklardan kaç puan alırlarsa alsınlar mahrum bırakılmaktadır.

Gençler bir tweet atmak, instagram ve facebook paylaşımında bulunmak için yüzlerce kez yazmakta ve silmektedir. Düşünen ve bu suretle üretecek beyinler bu şekilde baskı altına alınmakta ve düşüncenin önüne dev bariyerler konmaktadır. Araştırmaların bize gösterdiği acı bir gerçek de, gençlerin büyük bir bölümünün ülkede kalmayıp, yurtdışına gitmek ve özgür yaşamak istemeleridir.

Temel hak ve özgürlükler ile hukuk alanında durum son derece negatif iken ekonomi, tarım, teknoloji, dış politika ve kültür turizm politika alanlarında da durum maalesef son derece kötü bir durumdadır. İşsizlik, enflasyon, faiz ve yüksek döviz sarmalında iş dünyası nefes alamaz hale gelmiştir. Kötü yönetim ve ortak akıl olmaması nedeniyle ülkenin döviz rezervleri eksiye düşmüş, Pandemi nedeniyle iş yerleri kapatılan esnaflar devletten hiçbir yardım görmemiş ve kaderlerine terk edilmiştir.

Ehliyetsiz ve liyakatsiz kadrolarla devlet adeta parti devleti haline getirilmiş, dar bir zümre ülke kaynaklarının % 80’ini kullanır hale gelmiştir. Sahte diploma kullanmaktan hükümlü insanlar dev bankaların yönetimine ve baş danışmanlıklara, bakan yardımcılıklarına görevlendirilmiştir. Birçok bürokrat başka başka makamlarda aynı anda görevlendirilmiş ve 4-5 maaş almakta iken, kendini mükemmel yetiştirmiş pırıl pırıl gençlerimiz işsizlikten bunalıp, haksızlıklara isyan ederek intihar etmektedirler.

Köşemiz itibariyle burada yer vermekte zorlanacağımız birçok hukuksuzluk, eşitsizlik, adaletsizlik, kutuplaştırma ve ötekileştirmenin, yolsuzluk, yoksulluk ve yasakların ayyuka çıktığı ve adeta kanıksanır hale gelindiği bir dönemde insanlarımız da konuşmaktan çekinmekte, düşünmeye ve düşündüğünü ifade etmeye korkar hale getirilmiştir.

Peki bu tablo milletimizin kaderi midir?

Bu hep böyle sürecek midir?

Sürdürülebilir mi?

Elbette bu kötü yönetimin sürdürülebilmesi mümkün değildir. Demokrasilerde, kötü ve beceriksiz yönetim veya iktidarlardan kurtulmak adına en etkili yol, özgür ve meşru ortamda yapılan seçimlerdir. Bugün, ülkede yaşadığımız tüm bu sorunların ana nedeni kötü ve beceriksiz yönetimdir. Birçok insan sorunları sıralarken değişik alanları öne çıkarmakta ve siyasal alanın güvenilmezliği ve kirliliğinden bahsederek bu alandan uzak durduklarını açıklamaktadır. Ne var ki siyasal alanda kalite olmadığı takdirde kötü yönetimin düzelme imkanı olmadığı gibi kirli diye uzaklaşılıp, ben işime bakarım diyenler de maalesef kirli zeminde seçilenlerin koydukları kurallarla yönetildiğini ve oyunun kurallarını oradan gelenlerin koyduğunu artık fark etmelidirler.

İktidarın kötü yönetimini dert edinen ve bir şeyler yapılmazsa sonumuzun hiç de iyi olmayacağını, siyasete kalite gelmediği takdirde hiçbir şeyin düzelmeyeceği inancında 90 kişi, uzun bir hazırlık dönemi sonrasında, yaklaşık 9,5 ay önce Ali Babacan liderliğinde bir araya gelerek ülke sorunlarına şifa olma amacıyla kısa adı Deva Partisi olan, Demokrasi ve Atılım Partisi’ni kurmuşlardı.

9 Mart 2020 tarihinde kuruluşu gerçekleşen Deva Partisi, 11 Mart 2020 tarihinde tanıtım toplantısını gerçekleştirmiş ve ardından aynı gece açıklanan ilk Covid-19 vakası sonrası getirilen kısıtlamalar karşısında teşkilatlanmasını dijital platformlar üzerinden gerçekleştiren ülkenin ilk siyasi partisi olmuştu.

Yine kurucular kurulu üyelerinin içinde bizzat yer aldıkları 18 adet komisyon kurulmuş, iller ve ilçeler bazında teşkilatlanma çalışmaları salgın kısıtlamalarının zorlukları içerisinde yürütülmüş, dijital ortamda parti ile iletişime geçen yaklaşık 100.000 civarında gönüllü ile teknolojinin sunduğu imkanlarla iletişim kurulmuş ve 81 ilin tamamında kurucu yönetimlerin ataması büyük kongre öncesi tamamlanmıştır.

922 ilçeden 514’ ünde ilçe kurucu heyetleri ataması gerçekleştirilmiştir. 43 il kongresi gerçekleştirilmiş bunlardan 41’ine Genel Başkan Ali Babacan da katılmış ve illere ziyaret programı düzenlenmiştir.

29 Aralık 2020 saat 10.00’da ise Demokrasi ve Atılım Partisi’nin 1. Olağan Büyük Kongresi Ankara Atatürk Kapalı Spor Salonunda gerçekleştirilecektir.

Kongrede doğal üye olan Kurucular Kurulu üyeleri ile birlikte toplam 568 delege oy kullanacaktır.

Bir kadro hareketi olarak yapılanması, demokrasiyi, özgürlükleri, milli iradeyi, adaleti ve hukuk devletini öncelemesi, siyasette kavga, öfke dilini değil, barış ve sevgi dilini esas alıp korkmadan ve çekinmeden yapıcı eleştiriler getirmesi, sorunları tespitle yetinmeyip çözümler de önermesi, geniş toplumsal kesimler ve seçmenlerce takdirle karşılanmaktadır.

Deva Partisine ilginin her geçen gün arttığını müşahede edebiliyoruz. İnsanların korku kalıplarını kırarak her geçen gün haksızlıklara karşı seslerini yükselttiğini görmek, demokrasi adına hepimiz için memnuniyet vericidir.

Deva Partisi özellikle gençlerin ve kadınların dikkatle takip ettiği yeni bir siyasi hareket olarak öne çıkmakta. Ayrıca engellilere yönelik kota uygulaması ile de farkını ortaya koymaktadır.

Herkes konuşacak…

Türkiye konuşacak, herkes kazanacak…

 

METİN KAŞIKOĞLU - GÜNCEL ANALİZ

YORUM YAZ
Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.